
Keloid ve Tedavisi
Keloid için tedavi
Seçenekleri
Keloid zararlı değildir ve
yaşamı tehdit etmez. Sert kabarık parlak düzensiz yüzeyi ile hemen fark
edilir. Çok küçük yada çok büyük boyutlarda olabilir. Genellikle yara
bölgesinde küçük bir şişlik olarak başlar. Tedrici olarak büyür ve yara
sınırlarını aşar. Ancak büyüme aşağıya doğru olmaz. Vücudun hareketli ve
genellikle altında kemik bulunan yerlerinde olur. Gerginlik kaşıntı
yanma ağrı yapabilir. Neden bazı kişilerde olurken
bazılarında olmadığı pek bilinmez. Bu anormal yara izinin yalnızca
insanlarda görülmesi ilginçtir.(tüm yaraların %5–%15) . Keloid ve
hipertropik skarlar kadın ve erkekte aynı oranda 10-30 yaşlarında
görülür ilerleyen yaşla birlikte görülme sıklığı azalır. Kozmetik olarak
keloidlerin çirkinliği hastaların bu durum için tıbbi müdahale
aramasının asıl nedendir. Keloidler tüm ırklarda görülebilir ancak koyu
tenlilerde daha sıktır. ABD de, keloidler Afrika kökenli Amerikalılarda,
Kafkas ırkına göre 5- 15 kez daha sık görülür.
Keloidler hakkında geniş
çaplı çalışılmasına rağmen, Hem normal hem de anormal yara izi
oluşumunun tam mekanizması hala gizemini sürdürmektedir.
Keloid gelişimindeki
risk faktörleri: Afrikoamerikan, Asyalı,veya ispanik
ırktakiler; yanık veya operasyona bağlı derin cilt yaraları, akne,
aşılar; aile hikayesi; ve 10-30 yaş .
Keloidlerin bazı genetik
yatkınlık belirtirli vardır. Keloid oluşumu otozomal dominat veya
resesif olarak geçebilmektedir. Kan grubu A olması ile keloid gelişimi
arasında bir bağlantı bulunmuştur.
Keloid oluşumu immun sistemdeki
değişikliklerle de bağlantılıdır. Aşırı skar oluşumu sıklığı belli yaş
ırk ve cinsiyetler de tamamen kan immunoglobulin E
düzeyi ile ilişkilidir; ve keloidli hastalar , hipertrofik skarlı
hastalara oranla daha yüksek alerji sıklığı gösterirler. Keloid
olmayanlara göre serum immunoglobulin M ve G serum konsantrasyonun
yükseldiği immunoglobülin A nın düştüğü bildirilmiştir. Komplement
faktör 3 yüksek veya düşük, faktör 4
ise yüksek seviyededir.
Hormonal
etkilerden bahsedilmiştir çünkü keloid puberte sonrası görülmekte
menapoz sonrası gerilemekte ve gebelik döneminde büyümektedir.
Tanı Hastanın semptom
ve hikayeleri bir uzman tarafından değerlendirilmelidir. Travma veya
irritasyon hikayesi vardır. Tümörlerden ayırıcı tanısının yapılması ve
malignite gelişebileceğinden biopsi yapılmalıdır.
Tedavi Tek bir tedavi
yöntemi yoktur. Ancak en önemli strateji korumadır. Tüm cerrahi
işlemlerden önce anormal yara izi veya keloid hikayesi araştırılmalıdır.
Varsa mümkün olduğunca cerrahi girişimden kaçınılmalıdır. Bazı vücut
bölgeleri daha eğilimlidir. Örneğin omuz bölgesi, üst kol, sırtın üst
kısmı ve göğüs kemiği. Kulak memeleri ve ense de hassas bölgelerdendir.
Zorunlu operasyonlarda deri
gerginliği ve ikincil enfeksiyon minimalize edilmelidir. Operasyon
öncesi radyasyon tedavisi uygulanabilir. Koruyucu antibiotiklerle lokal
flora tedavi edilir ve steril teknikler uygulanır.
İlaçsız tedavi
Basit çıkarma: Bu
uzun süredir uygulanmaktadır. Yanlızca kulak memesinde gelişen keloidin
çıkartılmasında kullanılır. Daha büyük daha ciddi lezyonlar radyasyon
tedavisi ile kombine edilmelidir. Cerrahi sonrası tekrarlama oranı % 45
ila % 100 dür. Bu nedenle cerrahi tek başına uygulanmamalıdır. deri içi
steroid ile birlikte tekrarlama oranı %50 nin altına düşer. Düğme
kompresyon tedavisi sonrası kulak memesinde tekrarlama görülmez,
radyasyon ve cerrahi tedavisi diğer tedavilerle birlikte uygulanırsa
tekrarlama oranı %10 un altına düşer
Lazer Cerrahisi:
Karbondioksit lazer büyük keloidlerde kullanılır. Nd:YAG lazer
seçici olarak kollagen üretimini engeller, ve pulsed-dye lazer ise
daha çok damarlara olan etkisi ile keloidi gerilettiği ileri
sürülmektedir. Tam olarak bir standartı olmasa da emniyetli ve ağrısı az
olan bir yöntemdir. Ancak sonuca ulaşmak için pek çok tedavi
gerekebilir.
Kapalı pansumanlar:
Silikon jel örtüler ve kapalı pansumanlar tedavi için denenmiştir. Çok
uzun süre lezyonun kapatılması gerekebilir. Silikon cilt içine
girmez bu yüzden antikeloid etkisi hem yarayı örtme hem de nemlendirmeye
bağlı sekonder olarak görülmektedir. Çalışmalar silikon jelin yaradaki
sıcaklığı yükselterek kollajenaz aktivitesini arttırdığını
düşündürmektedir. Nemlenmeye bağlı yara üzerine artan direkt basıncın da
etkisi olabilir.
Basınçlı Pansuman: Mekanik basınçlı sargıların özellikle kulak memesindeki keloidlerde
oldukça etkili olduğu uzun süredir bilinmektedir. Hastaya göre
hazırlanan basınç aparatı günde 24 saat uygulanırsa çok etkilidir.
Basınç aparatları arasında elastik yapışkan bandajlar, kompresyon
sargıları, baskılı küpeler, ve tubuler destek bandajları vardır. Hasta
cerrahi sonrası yara kapanır kapanmaz bu aparatı kullanmaya başlaması ve
yara olgunlaşmasına kadar ilk altı ay günde 8-24 saat kullanmaya devam
etmesi gerekmektedir Tavsiye edilen en düşük basınç seviyesi 24 mmHg
olmalıdır..
Radyasyon:
Radyasyon, tek başına veya kombine
olarak cerrahi çıkarma ile birlikte keloid nüksünü önlemek için
kullanılmaktadır. Radyasyon tek başına uygulandığında tekrarlama
oralarının %100 olması ile kabul edilmez bir hal almıştır. Yüksek doz
radyasyon tek başına bazı başarılar gösterilmiş olsa da , bu tedavi
15-30 yıl sonra kansere neden olabilecektir. Cerrahi sonrası yapılan
radyasyonun başarı oranları, tek başına radyasyon tedavisinden çok daha
yüksektir.
Radyasyon tedavisinin mevcut
diğer tedavilerden daha ümit verici olmasına rağmen karsinojenite
tehlikesinin olması onu bir endişe kaynağı haline getirmiştir. Sonuç
olarak, birçok klinisyen yara ve keloidlerin tedavisinde radyasyon
kullanımına karşı gelmiştir. Bu nedenle, radyasyon tedavisi diğer
tedavilere dirençli olan skarlarda sona saklanan bir tedavi olarak
düşünülmüştür. Çocuklar tek geçerli tedavi bu olmadıkça radyasyona maruz
kalmamalıdır. Eğer uygulanılacaksa, kemiklerin büyüme kıkırdakları
korunmalıdır. Radyasyon yan etkileri arasında ciltte koyulaşma, bölgesel
kaşıntı, his bozuklukları ve ağrı vardır.
Kriyoterapi:
Kriyoterapi, keloidi
"sıvı nitrojen" kullanarak dondurma işlemidir, tedavi ile keloid
düzleşebilir ancak sıklıkla tedavi bölgesinde koyulaşma görülür. Her
seferinde 1-3 kez 10-30 saniyelik ve 20-30 günde bir yenilenen
kriyoterapi tedavileri değerlendirilmiştir. En sık görülen yan etki ağrı
ve renk kaybı olmuştur. Belirgin düzleşmenin görüldüğü ve tekrarın
görülmediği skarların oranı %51- 74 arasındadır.
Kriyoterapinin intralezyonel steroid
uygulaması ile birlikte kullanımına daha büyük oranda cevap alınmasına
rağmen bu oran en fazla %84 olarak saptanmıştır.
Farmakolojik Tedavi
Yöntemleri Farmakolojik tedavi tek başına veya diğer tedavilerle
birlikte keloid tedavisinin ana dayanak noktasıdır. Yara iyileşmesini ve
skar oluşumuna etki eden farklı tedaviler ve ileri sürülen mekanizmalar
Tabloda gösterilmiştir.
|
Farmakolojik Tedavi
|
|
|
İnterferon
|
Hücresel mRNA azaltarak Tip I, III, ve
muhtemelen tipIV kollajen sentezini inhibe eder
|
|
5-Flourouracil
|
DNA sentez ve transkripsiyonunu timidilat
sentezle yarışmalı inhibisyonla bloke ederek ederek fibroblast
çoğalmasını engeller
|
|
İmiqumod
|
İmmun yolu uyararak iyileşme yeteneğini
arttırır. Sitokinlerin bölgesel sentezini arttırarak kollajen
sentezini azaltır
|
|
Bleomycin sulfate
|
TGF-Beta tarafından cilt fibroblastlarında
kollajen sentezini inhibe eder.
|
|
Retinoic acid
|
İn vitro lenfosit ve fibroblastlardaki DNA
sentezini inhibe eder.
|
|
Tacrolimus
|
TNF alfayı inhibe eder ve keloidlerde artmış
olan gli-1 onkojen salınımını azaltır.
|
|
Kalsiyum Kanal Blokeri
|
Fibroblastlardaki gen geçişindeki değişimi
arttırarak kollajen sentezini azaltır kollajeni yıkan kollajenaz
üretimini arttırır
|
|
Pentoksifilin
|
İn vitro hücredışı matrix elemanlarının dermal
fibroblast birikimlerini düzenler
|
|
Kolşisin
|
Kollajen sentezini mikrotubuler bozulma ve
kollajenaz uyarısı ile bloke eder.
|
|
Triamcinolon asetonid
|
Alfa 2 makroglobulinleri inhibe eder (Kollajeni
yıkan kollegenazı bloke eder) TGF-beta 1 'i bloke eder
|
Kortikosteroidler:
İntralezyonel kortikosteroidler keloidlerin ve hipertrofik skarların her
ikisinin de tedavi ve profilaksisinde mihenk taşlarından biridir.
Keloidin düzleştirilmesi ve yumuşatılmasında ve semptomların
düzeltilmesinde son noktadır.
En
sık kullanılan ajan "triamcinolone acetonide" (TAC) 5–10 mg/mL, tek
başına veya basınç tedavisi, cerrahi ve kriyoterapi kombine şekilde
genellikle ayda bir uygulanabilir. Lezyon üzerindeki başarı oranı %80-90
dır. Ancak keloidin tekrarlaması yaklaşık %50 gibi yüksek bir
oranda görülür. Enjeksiyon lokal anestezik lidokainle
sulandırılarak ağrı ve rahatsızlık azaltılabilir. Enjeksiyon derinin
derin alt tabakasına veya deri altı yağ dokusuna yapılarak atrofi riski
ve çevre dokuya sızma riski azaltılmalıdır. Enjeksiyon bölgesinde ağrı,
deri incelmesi, renk kaybı ve ince damarlarda artma gibi yan etkiler
görülebilir.
İnterferonlar:
Üzerinde çalışılan en yeni
farmakoterapötik yöntem interferon alfa, beta, ve gammanın intralezyonel
enjeksiyonudur. İnterferonlar fibroblastların kollajen sentezini azaltır
, kollajeni yıkan kollajenaz aktivitesini arttırır.
İnterferon alanlarda başağrısı ,ateş, kas ağrısı benzeri grip
semptomları ve enjeksiyon sırasında ağrı gibi yan etkiler sıktır.
Hastalar uygulama öncesi
asetaminofen ile profilaktik olarak tedavi edilerek semptomlar
hafifletilebilir. Sınırlı klinik başarı ve ilaçların pahallı olması
birinci ve ikinci basamak tedavi olarak düşünülmemesine neden
olmaktadır.
5-Fluorouracil:
5-Fluorouracil (5-FU) çalışmalarda bazı başarılar göstermiş bir
pirimidin analoğudur , genellikle intralezyonel steroid enjeksiyonu
cerrahi sonrası çıkarma veya Pulse dye lazer tedavisi ile kombine
kullanılır.
Deri irritasyonu,
hiperpigmentasyon, ağrı ve deri soyulması gibi yan etkiler görülür.
Imiquimod: Imiquimod
iyileşmeyi bölgesel olarak başlatan bağışıklık yolunu uyarır. % 5
lik krem olarak mevcuttur, operasyondan hemen sonra başlanır ve sekiz
hafta boyunca günde bir kez devam edilir. Küçük iki yeni çalışmada
cerrahi sonrası kullanımının yararlı sonuçları gösterilmiştir.
Uygulama bölgesinde orta-belirgin düzey irritasyon ve hiperpigmentasyon
gibi yan etkiler görülebilir.
Bleomisin: Bleomisin
sülfat ciltteki fibroblastlarda direkt olarak kollajen sentezini inhibe
eden antineoplastik bir ajandır.
Hiperpigmentasyon ve
dermal atrofi gibi yan etkileri vardır.
Çeşitli Farmakolojik Ajanlar:
Birçok farklı ajanla yapılmış çalışmalar mevcuttur. Bu ajanlar
arasında takrolimus, methotreksat, pentoksifilin, kolşisin, kalsiyum
kanal blokerleri, ve retinoidler vardır. Çalışmalarda hepsi de bir
derece başarı göstermiştir. Ancak klinik kullanımları kısıtlıdır.
Alternatif tedavi: Terminalia
sericea, Gunnera perpensa, Anogeissus latifolia, Butea monosperma gibi
bitkiler üzerinde keloid için çalışmalar yapılsa da henüz bunlar yeterli
değildir.
Koruyucu Tedavi
Koruyucu stratejiler tedavinin
ana dayanak noktasıdır ve keloidi olan hastaya tavsiyelerde bulunulurken
tartışılması gereken bir konudur. Keloid oluşma şansını azaltmak için,
hastalar derilerine, uygulanacak kozmetik cerrahi, dövme veya
piercing gibi travmalardan kaçınmaları ve oluşabilecek kesi veya
sıyrıklara karşı dikkatli olmaları gerektiği, pamuklu yumuşak giysiler
giymeleri, metal takılara dikkat etmeleri anlatılmalıdır. Hiçbir
tedavi seçeneği bu izleri tamamen silemez; bu nedenle, keloid skarlarda
tedavinin amacı keloid skarı tamamen yok etmek değil semptomları ve
görüntüyü düzeltmek ve tekrarını önlemek olmalıdır. Hastalara keloidini
nasıl koruyacağı ve idare edeceği ve keloidin çoğunlukla benign bir
lezyon olduğu anlatılmalı ve eğitim verilmelidir.
|