© WWW.CILTUZMANI.COM    Copyright © 2007 [ciltuzmani.com]. All rights reserved
Made by Babur
Cilt Uzmanı Uzm. Dr. Babür Süer Dermatoloji & Estetik Dermatoloji Uzmanından en tarafsız kaynak.

Keloid ve Tedavisi

Deride yaralanmalar sonrası  gereğinden  fazla kontrolsüz bir yara iyileşmesinin sonucu olarak  hipertrofik yara izi veya keloid  gelişir.  Sert kabarık parlak düzensiz yüzeyi ile hemen fark edilir.  Çok küçük yada çok büyük boyutlarda olabilir. Genellikle yara bölgesinde küçük bir şişlik olarak  başlar. Tedrici olarak büyür ve yara sınırlarını aşar. Ancak büyüme aşağıya doğru olmaz. Vücudun  hareketli ve genellikle altında kemik bulunan yerlerinde olur.  Gerginlik kaşıntı yanma ağrı yapabilir. Keloid genellikle yaşamı tehdit etmez. Ancak bu  bölgede nadir de olsa malignite (kanser) gelişimleri de bildirilmiştir. Doktora daha çok  kozmetik nedenlerle başvurulur.   Neden bazı kişilerde olurken bazılarında olmadığı pek  bilinmez. Bu anormal yara izinin yalnızca insanlarda görülmesi ilginçtir. (tüm yaraların  %5–%15) . Keloid ve hipertropik skarlar kadın ve erkekte aynı oranda 10-30 yaşlarında  görülür ilerleyen yaşla birlikte görülme sıklığı azalır. Kozmetik olarak keloidlerin görünümü  hastaların bu durum için tıbbi müdahale aramasının asıl nedendir. Keloidler tüm ırklarda  görülebilir ancak koyu tenlilerde daha sıktır. ABD de, keloidler Afrika kökenli Amerikalılarda,  Kafkas ırkına göre 5- 15 kez daha sık görülür.  Keloidler hakkında geniş çaplı çalışılmasına rağmen, hem normal hem de anormal yara izi  oluşumunun tam mekanizması hala gizemini sürdürmektedir.   

Tanı

Hastanın semptom ve hikayeleri bir uzman tarafından değerlendirilmelidir. Travma  veya irritasyon hikayesi vardır. Tümörlerden ayırıcı tanısının yapılması ve malignite  gelişebileceğinden biopsi yapılmalıdır.  

Tedavi

Tek bir tedavi yöntemi yoktur. Ancak en önemli strateji, korumadır. Tüm cerrahi  işlemlerden önce, anormal yara izi veya keloid hikayesi araştırılmalıdır. Varsa mümkün  olduğunca cerrahi girişimden kaçınılmalıdır. Bazı vücut bölgeleri daha eğilimlidir.  Örneğin omuz bölgesi, üst kol, sırtın üst kısmı ve göğüs kemiği. Kulak memeleri ve  ense de hassas bölgelerdendir.  Zorunlu operasyonlarda deri gerginliği ve ikincil enfeksiyon minimalize edilmelidir.  Operasyon öncesi radyasyon tedavisi uygulanabilir. Koruyucu antibiotiklerle lokal flora  tedavi edilir ve steril teknikler uygulanır.

İlaçsız tedavi 

 Basit çıkarma

Bu uzun süredir uygulanmaktadır. Yalnızca kulak memesinde gelişen keloidin  çıkartılmasında kullanılır. Daha büyük daha ciddi lezyonlar radyasyon tedavisi ile  kombine edilmelidir. Cerrahi sonrası tekrarlama oranı % 45 ila % 100 dür. Bu nedenle  cerrahi tek başına uygulanmamalıdır. Deri içi steroid ile birlikte tekrarlama oranı %50  nin altına düşer. Düğme kompresyon tedavisi sonrası kulak memesinde tekrarlama  görülmez, radyasyon ve cerrahi tedavisi diğer tedavilerle birlikte uygulanırsa  tekrarlama oranı %10 un altına düşer.  

Lazer Cerrahisi

 Karbondioksit lazer  büyük keloidlerde kullanılır. Nd:YAG lazer seçici olarak kollagen  üretimini engeller, ve pulsed- dye lazer  ise daha çok damarlara olan etkisi ile keloidi  gerilettiği ileri sürülmektedir. Tam olarak bir standartı olmasa da emniyetli ve ağrısı az  olan bir yöntemdir. Ancak sonuca ulaşmak için pek çok tedavi gerekebilir.  

Kapalı pansumanlar

  Silikon jel örtüler ve kapalı pansumanlar tedavi için denenmiştir. Çok uzun süre  lezyonun kapatılması gerekebilir.  Silikon cilt içine girmez bu yüzden antikeloid etkisi  hem yarayı örtme hem de nemlendirmeye bağlı sekonder olarak görülmektedir.  Çalışmalar silikon jelin yaradaki sıcaklığı yükselterek kollajenaz aktivitesini arttırdığını  düşündürmektedir. Nemlenmeye bağlı yara üzerine artan direkt basıncın da etkisi  olabilir. 

Basınçlı Pansuman

Mekanik basınçlı sargıların özellikle kulak memesindeki keloidlerde oldukça etkili  olduğu uzun süredir bilinmektedir. Hastaya göre hazırlanan basınç aparatı günde 24  saat uygulanırsa çok etkilidir. Basınç aparatları arasında elastik yapışkan bandajlar,  kompresyon sargıları, baskılı küpeler, ve tubuler destek bandajları vardır. Hasta  cerrahi sonrası yara kapanır kapanmaz bu aparatı kullanmaya başlaması ve yara  olgunlaşmasına kadar ilk altı ay günde 8-24 saat kullanmaya devam etmesi  gerekmektedir Tavsiye edilen en düşük basınç seviyesi 24 mmHg olmalıdır..  

Radyasyon

 Radyasyon, tek başına veya kombine olarak cerrahi çıkarma ile birlikte keloid  nüksünü önlemek için kullanılmaktadır. Radyasyon tek başına uygulandığında  tekrarlama oralarının %100 olması ile kabul edilemez. Yüksek doz radyasyon tek  başına daha başarılı olsa da, bu tedavi 15-30 yıl sonra kansere neden olabilecektir.  Cerrahi sonrası yapılan radyasyonun başarı oranları, tek başına radyasyon  tedavisinden çok daha yüksektir. Radyasyon tedavisinin mevcut diğer tedavilerden daha ümit verici olmasına rağmen  karsinojenite tehlikesi mevcuttur. Sonuç olarak, birçok klinisyen yara ve keloidlerin  tedavisinde radyasyon kullanımına karşı gelmiştir. Bu nedenle, radyasyon tedavisi  diğer tedavilere dirençli olan skarlarda sona saklanan bir tedavi olarak  düşünülmüştür. Tek geçerli tedavi bu olmadıkça çocuklar radyasyona maruz  kalmamalıdır. Eğer uygulanılacaksa, kemiklerin büyüme kıkırdakları korunmalıdır.  Radyasyon yan etkileri arasında ciltte koyulaşma, bölgesel kaşıntı, his bozuklukları ve  ağrı vardır.  

Kriyoterapi

 Keloidi "sıvı nitrojen" kullanarak dondurma işlemidir, tedavi ile keloid düzleşebilir  ancak sıklıkla tedavi bölgesinde koyulaşma görülür. Her seferinde 1-3 kez 10- 30  saniyelik ve 20-30 günde bir yenilenen kriyoterapi tedavileri değerlendirilmiştir. En sık  görülen yan etki ağrı ve renk kaybı olmuştur. Belirgin düzleşmenin görüldüğü ve  tekrarın görülmediği skarların oranı %51- 74 arasındadır. Kriyoterapinin intralezyonel  steroid uygulaması ile birlikte kullanımına daha büyük oranda cevap alınmasına  rağmen bu oran en fazla %84 olarak saptanmıştır.  

Keloid gelişimindeki risk

faktörleri

Afrikoamerikan, Asyalı veya İspanik ırk Yanık veya operasyona bağlı derin cilt  yaraları, akne, aşılar; Aile hikayesi:  Keloidlerin bazı genetik yatkınlık belirtirli vardır. Keloid oluşumu otozomal dominat  veya resesif olarak geçebilmektedir. 10-30 yaş . Kan grubu A olması ile keloid gelişimi arasında bir  bağlantı bulunmuştur. Keloid oluşumu immun sistemdeki değişikliklerle de bağlantılıdır. Aşırı skar oluşumu  sıklığı belli yaş ırk ve cinsiyetler de tamamen kan immunoglobulin E düzeyi ile ilişkilidir;  ve keloidli hastalar , hipertrofik skarlı hastalara oranla daha yüksek alerji sıklığı  gösterirler. Keloid olmayanlara göre serum immunoglobulin M ve G  serum konsantrasyonun yükseldiği immunoglobülin A nın düştüğü  bildirilmiştir. Komplement faktör 3   yüksek veya düşük, faktör 4 ise  yüksek seviyededir. Hormonal  etkilerden bahsedilmiştir çünkü keloid puberte sonrası görülmekte  menapoz sonrası gerilemekte ve gebelik döneminde büyümektedir

Farmakolojik Tedavi

Yöntemleri

Farmakolojik tedavi tek başına veya diğer tedavilerle birlikte keloid tedavisinin ana  dayanak noktasıdır. Kortikosteroidler   İntralezyonel kortikosteroidler keloidlerin ve hipertrofik skarların her ikisinin de tedavi  ve profilaksisinde mihenk taşlarından biridir. Keloidin düzleştirilmesi ve  yumuşatılmasında ve semptomların düzeltilmesinde son noktadır.  En sık kullanılan ajan "triamcinolone acetonide" (TAC) 5–10 mg/mL, tek başına veya  basınç tedavisi, cerrahi ve kriyoterapi kombine şekilde genellikle ayda bir  uygulanabilir. Lezyon üzerindeki başarı oranı %80-90 dır. Ancak keloidin tekrarlaması  yaklaşık  %50 gibi yüksek bir oranda görülür. Enjeksiyon lokal anestezik  lidokainle  sulandırılarak ağrı ve rahatsızlık azaltılabilir. Enjeksiyon derinin derin alt tabakasına  veya deri altı yağ dokusuna yapılarak atrofi riski ve çevre dokuya sızma riski  azaltılmalıdır. Enjeksiyon bölgesinde ağrı, deri incelmesi, renk kaybı ve ince  damarlarda artma gibi yan etkiler görülebilir.    İnterferonlar   Üzerinde çalışılan en yeni farmakoterapötik yöntem interferon alfa, beta, ve  gammanın intralezyonel enjeksiyonudur. İnterferonlar fibroblastların kollajen  sentezini azaltır , kollajeni yıkan  kollajenaz aktivitesini arttırır.  İnterferon alanlarda  başağrısı ,ateş, kas ağrısı benzeri grip semptomları ve enjeksiyon sırasında ağrı gibi  yan etkiler sıktır. Hastalar uygulama öncesi asetaminofen ile profilaktik olarak tedavi edilerek  semptomlar hafifletilebilir. Sınırlı klinik başarı ve ilaçların pahalı olması birinci ve ikinci  basamak tedavi olarak düşünülmemesine neden olmaktadır.    5-Fluorouracil  5-Fluorouracil (5-FU) çalışmalarda bazı başarılar göstermiş bir pirimidin analoğudur ,  genellikle intralezyonel steroid enjeksiyonu cerrahi sonrası çıkarma veya Pulse dye  lazer tedavisi ile kombine kullanılır.  Deri irritasyonu, hiperpigmentasyon, ağrı ve deri soyulması gibi yan etkiler görülür.    Imiquimod  Imiquimod iyileşmeyi bölgesel olarak başlatan bağışıklık yolunu uyarır.  % 5 lik krem  olarak mevcuttur, operasyondan hemen sonra başlanır ve sekiz hafta boyunca günde  bir kez devam edilir. Küçük iki yeni çalışmada cerrahi sonrası kullanımının yararlı  sonuçları gösterilmiştir.  Uygulama bölgesinde orta-belirgin düzey irritasyon ve  hiperpigmentasyon gibi yan etkiler görülebilir.   Bleomisin  Bleomisin sülfat ciltteki fibroblastlarda direkt olarak kollajen sentezini inhibe eden  antineoplastik bir ajandır.   Hiperpigmentasyon ve dermal atrofi gibi yan etkileri vardır.   Çeşitli Farmakolojik Ajanlar Birçok farklı ajanla yapılmış  çalışmalar mevcuttur. Bu ajanlar arasında takrolimus,  methotreksat, pentoksifilin, kolşisin, kalsiyum kanal blokerleri, ve retinoidler vardır.  Çalışmalarda hepsi de bir derece başarı göstermiştir. Ancak klinik kullanımları  kısıtlıdır.   Alternatif tedavi  Terminalia sericea, Gunnera perpensa, Anogeissus latifolia, Butea monosperma gibi  bitkiler üzerinde keloid için çalışmalar yapılsa da henüz bunlar yeterli değildir.   Koruyucu Tedavi Koruyucu stratejiler tedavinin ana dayanak noktasıdır ve keloidi olan hastaya  tavsiyelerde bulunulurken tartışılması gereken bir konudur. Keloid oluşma şansını  azaltmak için, hastalar derilerine, uygulanacak kozmetik cerrahi,  dövme veya piercing  gibi travmalardan kaçınmaları ve oluşabilecek kesi veya sıyrıklara karşı dikkatli  olmaları gerektiği, pamuklu yumuşak giysiler giymeleri, metal takılara dikkat etmeleri  anlatılmalıdır. Hiçbir tedavi seçeneği bu izleri tamamen silemez; bu nedenle, keloid  skarlarda tedavinin amacı keloid skarı tamamen yok etmek değil semptomları ve  görüntüyü düzeltmek ve tekrarını önlemek olmalıdır. Hastalara keloidini nasıl  koruyacağı ve idare edeceği ve keloidin çoğunlukla benign bir lezyon olduğu  anlatılmalı ve eğitim verilmelidir.
© WWW.CILTUZMANI.COM  Copyright © 2007 [ciltuzmani.com]. All rights reserved
Cilt Uzmanı Uzm.Dr. Babür Süer
Dermatoloji & Kozmetoloji Uzmanından en tarafsız kaynak.

Keloid ve Tedavisi

Deride yaralanmalar sonrası  gereğinden  fazla kontrolsüz bir yara iyileşmesinin sonucu olarak  hipertrofik yara izi veya keloid  gelişir.  Sert kabarık parlak düzensiz yüzeyi ile hemen fark edilir.  Çok küçük yada çok büyük boyutlarda olabilir. Genellikle yara bölgesinde küçük bir şişlik olarak  başlar. Tedrici olarak büyür ve yara sınırlarını aşar. Ancak büyüme aşağıya doğru olmaz. Vücudun  hareketli ve genellikle altında kemik bulunan yerlerinde olur.  Gerginlik kaşıntı yanma ağrı yapabilir. Keloid genellikle yaşamı tehdit etmez. Ancak bu  bölgede nadir de olsa malignite (kanser) gelişimleri de bildirilmiştir. Doktora daha çok  kozmetik nedenlerle başvurulur.   Neden bazı kişilerde olurken bazılarında olmadığı pek  bilinmez. Bu anormal yara izinin yalnızca insanlarda görülmesi ilginçtir. (tüm yaraların  %5–%15) . Keloid ve hipertropik skarlar kadın ve erkekte aynı oranda 10-30 yaşlarında  görülür ilerleyen yaşla birlikte görülme sıklığı azalır. Kozmetik olarak keloidlerin görünümü  hastaların bu durum için tıbbi müdahale aramasının asıl nedendir. Keloidler tüm ırklarda  görülebilir ancak koyu tenlilerde daha sıktır. ABD de, keloidler Afrika kökenli Amerikalılarda,  Kafkas ırkına göre 5- 15 kez daha sık görülür.  Keloidler hakkında geniş çaplı çalışılmasına rağmen, hem normal hem de anormal yara izi  oluşumunun tam mekanizması hala gizemini sürdürmektedir.   

Tanı

Hastanın semptom ve hikayeleri bir uzman tarafından değerlendirilmelidir. Travma  veya irritasyon hikayesi vardır. Tümörlerden ayırıcı tanısının yapılması ve malignite  gelişebileceğinden biopsi yapılmalıdır.  

Tedavi

Tek bir tedavi yöntemi yoktur. Ancak en önemli strateji, korumadır. Tüm cerrahi  işlemlerden önce, anormal yara izi veya keloid hikayesi araştırılmalıdır. Varsa mümkün  olduğunca cerrahi girişimden kaçınılmalıdır. Bazı vücut bölgeleri daha eğilimlidir.  Örneğin omuz bölgesi, üst kol, sırtın üst kısmı ve göğüs kemiği. Kulak memeleri ve  ense de hassas bölgelerdendir.  Zorunlu operasyonlarda deri gerginliği ve ikincil enfeksiyon minimalize edilmelidir.  Operasyon öncesi radyasyon tedavisi uygulanabilir. Koruyucu antibiotiklerle lokal flora  tedavi edilir ve steril teknikler uygulanır.

İlaçsız tedavi 

 Basit çıkarma

Bu uzun süredir uygulanmaktadır. Yalnızca kulak memesinde gelişen keloidin  çıkartılmasında kullanılır. Daha büyük daha ciddi lezyonlar radyasyon tedavisi ile  kombine edilmelidir. Cerrahi sonrası tekrarlama oranı % 45 ila % 100 dür. Bu nedenle  cerrahi tek başına uygulanmamalıdır. Deri içi steroid ile birlikte tekrarlama oranı %50  nin altına düşer. Düğme kompresyon tedavisi sonrası kulak memesinde tekrarlama  görülmez, radyasyon ve cerrahi tedavisi diğer tedavilerle birlikte uygulanırsa  tekrarlama oranı %10 un altına düşer.  

Lazer Cerrahisi

 Karbondioksit lazer  büyük keloidlerde kullanılır. Nd:YAG lazer seçici olarak kollagen  üretimini engeller, ve pulsed-dye lazer  ise daha çok damarlara olan etkisi ile keloidi  gerilettiği ileri sürülmektedir. Tam olarak bir standartı olmasa da emniyetli ve ağrısı az  olan bir yöntemdir. Ancak sonuca ulaşmak için pek çok tedavi gerekebilir.  

Kapalı pansumanlar

  Silikon jel örtüler ve kapalı pansumanlar tedavi için denenmiştir. Çok uzun süre  lezyonun kapatılması gerekebilir.  Silikon cilt içine girmez bu yüzden antikeloid etkisi  hem yarayı örtme hem de nemlendirmeye bağlı sekonder olarak görülmektedir.  Çalışmalar silikon jelin yaradaki sıcaklığı yükselterek kollajenaz aktivitesini arttırdığını  düşündürmektedir. Nemlenmeye bağlı yara üzerine artan direkt basıncın da etkisi  olabilir. 

Basınçlı Pansuman

Mekanik basınçlı sargıların özellikle kulak memesindeki keloidlerde oldukça etkili  olduğu uzun süredir bilinmektedir. Hastaya göre hazırlanan basınç aparatı günde 24  saat uygulanırsa çok etkilidir. Basınç aparatları arasında elastik yapışkan bandajlar,  kompresyon sargıları, baskılı küpeler, ve tubuler destek bandajları vardır. Hasta  cerrahi sonrası yara kapanır kapanmaz bu aparatı kullanmaya başlaması ve yara  olgunlaşmasına kadar ilk altı ay günde 8-24 saat kullanmaya devam etmesi  gerekmektedir Tavsiye edilen en düşük basınç seviyesi 24 mmHg olmalıdır..  

Radyasyon

 Radyasyon, tek başına veya kombine olarak cerrahi çıkarma ile birlikte keloid  nüksünü önlemek için kullanılmaktadır. Radyasyon tek başına uygulandığında  tekrarlama oralarının %100 olması ile kabul edilemez. Yüksek doz radyasyon tek  başına daha başarılı olsa da, bu tedavi 15-30 yıl sonra kansere neden olabilecektir.  Cerrahi sonrası yapılan radyasyonun başarı oranları, tek başına radyasyon  tedavisinden çok daha yüksektir. Radyasyon tedavisinin mevcut diğer tedavilerden daha ümit verici olmasına rağmen  karsinojenite tehlikesi mevcuttur. Sonuç olarak, birçok klinisyen yara ve keloidlerin  tedavisinde radyasyon kullanımına karşı gelmiştir. Bu nedenle, radyasyon tedavisi  diğer tedavilere dirençli olan skarlarda sona saklanan bir tedavi olarak  düşünülmüştür. Tek geçerli tedavi bu olmadıkça çocuklar radyasyona maruz  kalmamalıdır. Eğer uygulanılacaksa, kemiklerin büyüme kıkırdakları korunmalıdır.  Radyasyon yan etkileri arasında ciltte koyulaşma, bölgesel kaşıntı, his bozuklukları ve  ağrı vardır.  

Kriyoterapi

 Keloidi "sıvı nitrojen" kullanarak dondurma işlemidir, tedavi ile keloid düzleşebilir  ancak sıklıkla tedavi bölgesinde koyulaşma görülür. Her seferinde 1-3 kez 10-30  saniyelik ve 20-30 günde bir yenilenen kriyoterapi tedavileri değerlendirilmiştir. En sık  görülen yan etki ağrı ve renk kaybı olmuştur. Belirgin düzleşmenin görüldüğü ve  tekrarın görülmediği skarların oranı %51- 74 arasındadır. Kriyoterapinin intralezyonel  steroid uygulaması ile birlikte kullanımına daha büyük oranda cevap alınmasına  rağmen bu oran en fazla %84 olarak saptanmıştır.  

Keloid gelişimindeki risk faktörleri

Afrikoamerikan, Asyalı veya İspanik ırk Yanık veya operasyona bağlı derin cilt  yaraları, akne, aşılar; Aile hikayesi:  Keloidlerin bazı genetik yatkınlık belirtirli vardır. Keloid oluşumu otozomal dominat  veya resesif olarak geçebilmektedir. 10-30 yaş . Kan grubu A olması ile keloid gelişimi arasında bir  bağlantı bulunmuştur. Keloid oluşumu immun sistemdeki değişikliklerle de bağlantılıdır. Aşırı skar oluşumu  sıklığı belli yaş ırk ve cinsiyetler de tamamen kan immunoglobulin E düzeyi ile ilişkilidir;  ve keloidli hastalar , hipertrofik skarlı hastalara oranla daha yüksek alerji sıklığı  gösterirler. Keloid olmayanlara göre serum immunoglobulin M ve G  serum konsantrasyonun yükseldiği immunoglobülin A nın düştüğü  bildirilmiştir. Komplement faktör 3   yüksek veya düşük, faktör 4 ise  yüksek seviyededir. Hormonal  etkilerden bahsedilmiştir çünkü keloid puberte sonrası görülmekte  menapoz sonrası gerilemekte ve gebelik döneminde büyümektedir

Farmakolojik Tedavi Yöntemleri

Farmakolojik tedavi tek başına veya diğer tedavilerle birlikte keloid tedavisinin ana  dayanak noktasıdır. Kortikosteroidler   İntralezyonel kortikosteroidler keloidlerin ve hipertrofik skarların her ikisinin de tedavi  ve profilaksisinde mihenk taşlarından biridir. Keloidin düzleştirilmesi ve  yumuşatılmasında ve semptomların düzeltilmesinde son noktadır.  En sık kullanılan ajan "triamcinolone acetonide" (TAC) 5–10 mg/mL, tek başına veya  basınç tedavisi, cerrahi ve kriyoterapi kombine şekilde genellikle ayda bir  uygulanabilir. Lezyon üzerindeki başarı oranı %80-90 dır. Ancak keloidin tekrarlaması  yaklaşık  %50 gibi yüksek bir oranda görülür. Enjeksiyon lokal anestezik  lidokainle  sulandırılarak ağrı ve rahatsızlık azaltılabilir. Enjeksiyon derinin derin alt tabakasına  veya deri altı yağ dokusuna yapılarak atrofi riski ve çevre dokuya sızma riski  azaltılmalıdır. Enjeksiyon bölgesinde ağrı, deri incelmesi, renk kaybı ve ince  damarlarda artma gibi yan etkiler görülebilir.    İnterferonlar   Üzerinde çalışılan en yeni farmakoterapötik yöntem interferon alfa, beta, ve  gammanın intralezyonel enjeksiyonudur. İnterferonlar fibroblastların kollajen  sentezini azaltır , kollajeni yıkan  kollajenaz aktivitesini arttırır.  İnterferon alanlarda  başağrısı ,ateş, kas ağrısı benzeri grip semptomları ve enjeksiyon sırasında ağrı gibi  yan etkiler sıktır. Hastalar uygulama öncesi asetaminofen ile profilaktik olarak tedavi edilerek  semptomlar hafifletilebilir. Sınırlı klinik başarı ve ilaçların pahalı olması birinci ve ikinci  basamak tedavi olarak düşünülmemesine neden olmaktadır.    5-Fluorouracil  5-Fluorouracil (5-FU) çalışmalarda bazı başarılar göstermiş bir pirimidin analoğudur ,  genellikle intralezyonel steroid enjeksiyonu cerrahi sonrası çıkarma veya Pulse dye  lazer tedavisi ile kombine kullanılır.  Deri irritasyonu, hiperpigmentasyon, ağrı ve deri soyulması gibi yan etkiler görülür.    Imiquimod  Imiquimod iyileşmeyi bölgesel olarak başlatan bağışıklık yolunu uyarır.  % 5 lik krem  olarak mevcuttur, operasyondan hemen sonra başlanır ve sekiz hafta boyunca günde  bir kez devam edilir. Küçük iki yeni çalışmada cerrahi sonrası kullanımının yararlı  sonuçları gösterilmiştir.  Uygulama bölgesinde orta- belirgin düzey irritasyon ve  hiperpigmentasyon gibi yan etkiler görülebilir.   Bleomisin  Bleomisin sülfat ciltteki fibroblastlarda direkt olarak kollajen sentezini inhibe eden  antineoplastik bir ajandır.   Hiperpigmentasyon ve dermal atrofi gibi yan etkileri vardır.   Çeşitli Farmakolojik Ajanlar Birçok farklı ajanla yapılmış  çalışmalar mevcuttur. Bu ajanlar arasında takrolimus,  methotreksat, pentoksifilin, kolşisin, kalsiyum kanal blokerleri, ve retinoidler vardır.  Çalışmalarda hepsi de bir derece başarı göstermiştir. Ancak klinik kullanımları  kısıtlıdır.   Alternatif tedavi  Terminalia sericea, Gunnera perpensa, Anogeissus latifolia, Butea monosperma gibi  bitkiler üzerinde keloid için çalışmalar yapılsa da henüz bunlar yeterli değildir.   Koruyucu Tedavi Koruyucu stratejiler tedavinin ana dayanak noktasıdır ve keloidi olan hastaya  tavsiyelerde bulunulurken tartışılması gereken bir konudur. Keloid oluşma şansını  azaltmak için, hastalar derilerine, uygulanacak kozmetik cerrahi,  dövme veya piercing  gibi travmalardan kaçınmaları ve oluşabilecek kesi veya sıyrıklara karşı dikkatli  olmaları gerektiği, pamuklu yumuşak giysiler giymeleri, metal takılara dikkat etmeleri  anlatılmalıdır. Hiçbir tedavi seçeneği bu izleri tamamen silemez; bu nedenle, keloid  skarlarda tedavinin amacı keloid skarı tamamen yok etmek değil semptomları ve  görüntüyü düzeltmek ve tekrarını önlemek olmalıdır. Hastalara keloidini nasıl  koruyacağı ve idare edeceği ve keloidin çoğunlukla benign bir lezyon olduğu  anlatılmalı ve eğitim verilmelidir.