Dermatoloji Haberleri

Çocuklarda Sık Görülen Dermatozların Tanısı ve Tedavisi: Atopik, Seboreik, ve Kontakt Dermatit

Clinical Pediatrics, Vol. 47, No. 4, 332-346 (2008)

Atopik, seboreik, ve kontakt dermatit, hastalar ve ailelerinin yaşam kalitesini önemli şekilde azaltabilmektedir. Epidemiyoloji, patobiyoloji ve etiyolojilerine olan özel yaklaşımlar ayrı olsa da,  3 dermatoz da pediatrik nüfusta yaygındır ve ortak bir tedavi yaklaşımını paylaşır. Pediatrik dermatitin alevlenmelerinde topikal kortikosteroidlerin  geniş ölçüde kullanılmasına ve etkili olmasına rağmen, özellikle uzun süreli kullanımda sistemik olarak emilme potansiyeli ve yan etkileri  nedeni ile bazı doktorlar ve ebeveynler için bir şüphe oluşturmaktadır. Dermatit tedavi algoritmasına topikal calcineurin inhibitörleri gibi yeni eklemeler, etkili steroid-içermeyen bir tedavi seçeneğini sağlayabilir. Uygun koşullarda antihistaminikler, antifungaller ve antibiyotikler gibi yardımcı tedaviler  fayda sağlayabilir. Dermatitler için tedavi olmadığından, tetikleyicilerden kaçınma ve periyodik ilaç tedavisi gibi koruyucu tedbirlerin kapsamlı, çok yönlü idare stratejisi, hastalara ve onlara bakan kişilere hastalığın başarılı bir şekilde kontrolünde bir fırsat verecektir.



Cildin rengini açıcı kozmetiklerin kronik kullanimina bagli komplikasyonlar

International Journal of Dermatology  Volume 47 Issue 4 Page 344-353, April 2008

Deri rengini açıcı kozmetik ürünleri, birçok Afrika ülkesinde geniş ölçüde kullanılır. Bu kozmetik ürünlerde aktif malzemeler, hidrokinon, cıva ve kortikosteroidlerdir. Birkaç  katkı maddesi, renk açıcı etkiyi arttırmak için kullanılır. Bu ürünler, uzun süreler, geniş bir vücut yüzeyinde ve sıcak nemli koşulların altında kullanıldığından, deriden emilimi artar. Bu ürünlerin komplikasyonları çok ciddi ve bazen ölümcüldür. Bu komplikasyonların bir kısmı, dış kaynaklı  ochronosis(Vücutta çeşitli doku ve organların kahverengimsi sarı renk alışı ile belirgin alkaptonüri'li hastalarda gelişen patolojik durum, okronozis.), geciken yara iyileşmesi, yaralarda açılma, balık kokusu sendromu, nefropati, steroid bağımlılık sendromu, enfeksiyonlara eğilim,  hypothalamic-pituiter aksın baskılanması da dahil olmak üzere geniş çaplı olarak deri ve endokrin sistemdeki komplikasyonlardır. Yolculuklar ve göçün kolay olduğu bu çağda, bu komplikasyonlara sahip afrikalı hastalar,dünyanın  herhangi bir yerinde doktorların karşısına çıkabilir. Bu nedenle komplikasyonlardan  haberdar olmak tüm doktorlar için önemlidir.

 

Kronik İdiopatik Ürtiker Bulgularının Hafifletilmesi İçin Tedavi seçenekleri.

Kronik ürtiker, vücutta yinelenen kaşıntılı çizgi şeklinde kabarıklıklarla (ürtiker) kendini gösteren ve tipik olarak 6 haftadan daha uzun süre devam eden bir cilt sorunudur. Kronik ürtikerde, soğuk, güneşe bağlı  veya gecikmiş basınç  ürtikeri gibi, ürtikeri  tetikleyen  fiziksel  nedenlerin ürtiker hastalarının yaklaşık olarak 25%'ini oluşturduğu  tahmin edilir. Bu hastaların %75’inde  temelde  deri reaksiyonuna sebep olan  eşlik eden faktörler saptanamadığından  geriye kalan tanı  idiopatik olduklarıdır.   Kronik ürtiker bulguları, bir hastanın yaşam kalitesinde (QoL)derin bir etkiye sahip olabilir; bu yüzden tedavi, hem fiziksel bulguların azaltılmasına hem de yaşam kalitesinde iyileştirmelere hitap etmeliydi. Bu incelemede, ürtiker bulgularını hafifletmek için H1 ve H2-reseptör antagonistleri, doxepin, antilökotrien tedavisi ve kortikosteroidleri kapsayan mevcut birçok tedavi seçeneğinin faydaları ve limitleri tartışılmıştır. İmmunmodulatuar ajanlar, plazmaferezis tedavisi, IV immunoglobulinler  ve omalizumab  gibi diğer deneysel tedaviler de  tartışılmıştır. (Southern Medical Journal. 101(2):186-192, February 2008.Fromer, Leonard MD)

Probiotikler ve Deri 

Probiotikler ve deri arasında ilişkilerin bir incelemesi, sunulmuştur. Kısa tarihsel bir girişten sonra, bağırsaklara ait mikroflorada ana patofizyoljik veriler, bağışık sistem ve deri  tanıtılmıştır. Atopik çocuklarında probiotiklerle yapılan klinik çalışmalar, ayrıntılı olarak tartışılmış. Birçok deneysel çalışma, luminal lumende, epithelial hücreler ve antialerjik  potansiyeli olan immun hücrelerinde, probiotiklerin özel etkilerinin olduğunu saptanmış. Bütün probiotiklerin, aynı  immunolojik özellikleri yoktur. Üstelik, nadiren olmasına rağmen, probiotic kullanımında oluşabilecek olan komplikasyonlar, bilinmeli  ve hesaba katılmalıdır. Bu gözden geçirme, deri patolojisinin yönetimi için probiotiklere olan potansiyel ilginin altını çizmektedir. (Clinics in Dermatology Volume 26, Issue 1, January-February 2008, Pages 4-11)


Keloid ve Hipertrofik Yara izi tedavisinde Bleomisin

Keloid ve hipertrofik skar tedavisinde ,tek başına ya da kombinasyon şeklinde tatmin edici sonucu olmayan pek çok tedavi  denendi. Bizim çalışmamızın hedefi, hipertrofik yara izleri ve keloidin tedavisinde bleomycinin emniyetini ve etkinliğini belirlemekti. Bu çalışmada, keloids ve hipertrofik yara izleri olan 50 hasta mevcuttu. Bleomycin, çoklu yüzeyel delik tekniği ile verildi. Üç uygulama, 15 gün aralıklarla verildi, üçüncü uygulamadan 2 ay sonra dördüncü ve son uygulama yapıldı. Sonuçlar, en son uygulamadan 2 ay sonra okundu.Hastalar, (Lokal ve sistemik) bleomycinin herhangi bir komplikasyonu , keloidin ve hypertrophik yara izinin  tekrarı açısından değerlendirildi. Yan-etkiler için düzenli olarak 18 ay boyunca takip yapıldı.50 hastanın 22 sinde , tam düzleşme  gözlendi (%44); 11 vakada belirgin düzleşme (%22); Ve 7 vakada yeterli düzleşme, gözlendi (%14). Sadece 10 vakada (20%), herhangi bir tatmin edici düzleşme  göstermedi. Kaşıntı, 40 hastada tamamen hafifletildi (88.88%). Tekrarlama, yedi hastada görüldü.Bleomycin, kullanımı kolaydır, ucuzdur, yüksek gerileme oranını gösterir, ve minimum komplikasyon  ve tekrarlamaya neden olur. Böylece, keloidin ve hipertrofik skarın tedavisinde  ilk-seçenek  tedavi  olarak kullanılabilir. Journal of Cosmetic Dermatology, Volume 7, Number 1, March 2008 , pp. 43-49(7) 

  • Nefertiti lift:  Çene çizgisi kontürünü düzeltmek için yeni bir teknik.  

    Botulinum toksini, (BoNTA) şu an, yaygın olarak alın, glabellar ve perioküler bölgelerinin gençleştirmesi için kullanılmaktadır ve yüzün alt bölgesinin tedavisi için artan bir ilgi vardır. Platismal bantın düzeltmesinde botulinum toksininin etkililiği için iyi-dokümanlı kanıtlar olmasına rağmen, jawline( çene çizgisi) nin gençleştirmesinde onun potansiyel rolünü keşfetmek için az sayıda çalışma mevcuttur. Şimdiye kadar, toksinin bu bölgedeki etkisi platismal bant tedavisinin sonucu olarak biliyoruz ve sonuçlar değişkendir. Tedavinin keşfi için tereddütler, artmış yer değiştirme potansiyeli ve ardından oluşan yan etki raporları dışında daha alt yüz kaslarında toksine daha büyük, daha uzun süreli bir yanıtın görülmesine bağlı olabilir.

    Bu çalışma, çene çizgisi (jawline) cilt konturunundüzeltilmesi ve "mini lift" görsel etkisi yaratılması için BoNTA’nın(Vistabel ®; Allergan, Irvine, CA, ABD)  kullanıldığı yeni bir tekniği tanımlar.  20U üzerinde BoNTA dozu kullanan 130 hastalık bir deneyim tanımlanmıştır. Hasta tatmini aşırı derecede yüksektir,  Dozun belirli bir miktarda olması  ve veriliş tekniği, yan etkilerin az olmasına neden olmuştur. 'Nefertiti lifting', ameliyattan çekinen ve etkili alternatif bir yol arayan hastalar için minimal derecede invaziv, etkili ve kabul edilebilir bir alternatiftir.Journal of Cosmetic and Laser Therapy, Volume 9, Issue 4 2007 , pages 249 - 252

  •  

    • Melanoma Tedavisinde Bir Antikor

      Bu kez melanomanın tedavisi için geliştirilen bir antikora dikkat çekmek istiyoruz. Şu an  Micromet şirketi  tarafından geliştirilen antikor,  doz-bağlı  olarak melanoma hücrelerini serbestçe yok etmesi için killer T lenfosit toplayan  Bispecific T hücre bağlayıcıdır (BITE)

      Antikor, anlatılana göre melanomanın daha kararlı bir yüzey işaretleyicisini (Kondroitin sülfat, proteoglikan) hedefleyerek, değiştirdiği antijenite  ile host kontrolünden kaçan tümörün bu yeteneğini  engeller. Buna ek olarak, T hücrelerinin CD3 antijenini hedefleyerek, iki hücre tipinin bağlanmasını sağlar.

      Şimdiye kadar, in vitro çalışmalar, bu tekniğin etkili  tümör yok etme oranlarına sahip olduğunu gösterdi. Şirket bu nedenle, hayvansal modellerde ve daha sonra insan çalışmaları ile  araştırmalara devam etmeyi tasarlıyor. Yönetimin beklenen rotası, kitle lezyonlarına yeni ajanın direkt lokal olarak enjeksiyondur.

      (2007 AACR-NCI-EORTC International Conference on Molecular Targets and Cancer Therapeutics konferans sunusudur.)

       

     

    • Hafif dereceliden orta derece ağır olanlara kadar akne tedavisinde  α- ve β-Hidroksi Asid Kimyasal peelinglerinin kullanımlarının karşılaştırılması 

       

       Kimyasal soyma yüzdeki aknenin tedavisinde yardımcı bir yöntem olarak kullanılmaktadır. α- ve β-hidroksi asitlerin hafif derece veya  kısmen ağır yüz aknesi tedavisindeki soyma  etkisi üzerinde karşılaştırmalı iyi kontrollü çalışmalar yoktur.

      Yirmi hastanın yüzünün yarısına, çift-kör, randomize, kontrollü çalışma uygulanmıştır.Toplam altı hafta boyunca her iki haftada bir yüzün bir yarısına bir α-hidroksi asit (%30 glikolik asit) diğer yarısına β-hidroksi asit peeling (%30 salisilik asit) uygulandı. Papul ve püstüllerin sayısal değerlendirilmesi  körlemesine yapıldı.

      İkinci tedaviden sonra her iki kimyasal peeling belirgin olarak etkiliydi. (p<.05) ve ikisi arasında belirgin bir fark yoktu. 2 aylık tedavi sonrası, salisilik asit peeling etkinliği halen devam etmektedir. Başlangıç tedavisi sonrası glikolik asit ile daha fazla yan etki rapor edilmiştir.

      Glikolik asit ve salisilik asit soyma benzer etkinliğe sahiptir. Salisilik asit peeling uzun süren etkinliği ve daha az yan etkisi vardır. α- ve β-Hidroksi asit peelinglerinin her ikisi de yüz aknesinde başarılı bir yardımcı tedavi sunarlar.

      Dermatologic Surgery Volume 34 Issue 1 Page 45-51, January 2008

    • Dermatolojide Katran 

      Katran, sedef hastalığı ve egzama için en eski tedavilerden biridir. Anti-inflamatuar, antibakteriyel, antipruritik ve antimitotik etkileri vardır. Kısa vadeli yan etkileri, follikulit, gerginlik ve temas allerjisidir. Katran, kanserojenleri içerir. Katranın kanser yapıcı etkisi, hayvan çalışmalarında ve mesleki alanlarda gösterildi.  Deri tümörü veya diğer tümörlerin riskinin arttığına dair bir hiçbir açık kanıt yoktur. Şimdiye kadar, çalışmaların çoğu açıkça küçük oldu  ve yanlızca katranın riskini araştırmakla kalmadı diğer tedavilerle kombinasyonlarının riskleri de değerlendirildi. Yeni, iyi-tasarlanmış, epidemiyolojik çalışmalar, katranın dermatolojik kullanımı  sonrası  deri tümörleri ve diğer malignitelerin riskini değerlendirmek için zorunludur.Journal of Dermatological Treatment, Volume 18, Issue 6 2007 , pages 329 - 334

    • Hidradenitis Suppurativa: Erken Tedavinin Önemi; Elektrocerrahi ile Etkili Tedavi


      Hidradenitis suppurativa, hem doktorlar hem de hastalar için zor bir
      durumdur. Farklı başarı oranlarıyla birçok cerrahi ve tıbbi yaklaşımlar,
      uygulanmaktadır. Erken dönemde ve uygun müdahale,  hastalığın
      tedavisinin başarı oranını önemli şekilde artıran bir faktördür.
      Bu çalışma, erken dönem hidradenitis suppurativada elektrocerrahi tedavisinin
      etkinliğini değerlendirmek için yapılmıştır.
      Bu çalışma, 29 ve 38 yaşları (ortalama, 34 yaş) arasında Grade I (n=9) veya
      Grade II (n=3) hidradenitis suppurativa teşhisi konulan 12 hastadan
      oluşturuldu. Cerrahi yöntem, nodul ve sinus alanlarının deri altı yağ
      dokusuna kadar kesip çıkarılması ve sekonder iyileşmeye bırakılmasıdır.
      Bütün hastalar, çalışmayı tamamladı. Hastaların 12'sinin 10'unda (83%)
      lezyonların 30'unun 26 sında (86%) 16. günde iyileşme görüldü (15 ila 21
      günde).Grade II olan 2 hastanın 4 lezyonunda enfeksiyon görüldü ve kısa dönem
      antibiyotik tedavisi uygulandı.
      Elektrocerrahi yüksek iyileştirme oranı nedeni ile diğer sistemik tedavilere
      olan ihtiyacı azaltacaktır. Bizim sonuçlarımız, elektrocerrahinin,
      hidradenitis suppurativanın tedavi algoritmasında önemli bir alternatif
      olarak düşünülmesi gerektiğini göstermiştir.
                                                                                                                      Dermatologic Surgery, Volume 34, Number 2, February 2008 , pp. 228-231(4)

     

    • Palmar Eritem

      Avuç içi kızarıklığı  (palmar eritem), birçok fizyolojik ve patolojik durumun fiziksel bir bulgusudur. Avuç içi kızarıklığı, Primer fizyolojik bir bulgu olabileceği gibi sistemik bir patolojinin ikincil bir göstergesi olarak  görülebilir.

      Primer veya fizyolojik avuç içi kızarıklığı, kalıtıma bağlı olabilir, deri ve onun kapiller damarlarındaki değişikliklerin sonucu olarak hamile kadınların en azından  %30'unda meydana gelebilir, veya ayrıca teşhis edilebilir. (İdiopathik)

      Sistemik  patolojilerinden kaynaklanan ikincil avuç içi kızarıklığı, geniş bir hastalık grubunu kapsar. Karaciğer sirozuyla hastaların yüzde yirmi-üçü, değişik nedenlerden, anormal serum östradiol düzeylerinin artması sonucu olarak avuç içi kızarıklığıni açıkça gösterebilir. Wilson hastalığı gibi nadir bir neonatal karaciğer hastalığı olanlar ve kalıtsal hemokromatozis, genodermatozun diğer  bulguları ile beraber avuç içi kızarıklığıni sergileyebilir. Avuç içi kızarıklığı, romatoid artrit olan hastaların % 60 dan fazlasında saptandı ve hastalığın olumlu gidişi ile bağlantısı bildirildi.  Tirotoksikozu olan hastaların  %18 inden fazlasında ve diabetüs mellituslü olanların %4.1'ünde avuç içi kızarıklığı olabilir. Şeker hastalığının bu deri bulgusu çoğunlukla necrobiosis lipoidica diabeticorum gibi klasik bulgulardan daha sık meydana gelir (0.6%). Avuç içi kızarıklığı, erken gestasyonel sfiliz ve myelopatinin eşlik ettiği insan T -lenfotrofik virüs- 1- hastaların arasında görülebilir. İlaçlara bağlı karaciğer zararıyla oluşan avuç içi kızarıklığı, amiodaron, gemfibrozil ve kolestiramin için bildirilirken , topiramate ve albuterol (Salbutamol), normal karaciğer  fonksiyonları ile avuç içi kızarıklığıne sebep olmaktadır. Hem metastatik hemde primer beyin tümörü olan hastaların yüzde on beşinde avuç içi kızarıklığı görülebilir. Solid tümörlerden kaynaklanan damar oluşturan faktörler ve östrojenin artışı bu durumlarda avuç içi kızarıklığınin nedeni olarak  kabul edildi. “Eritema  ab igne”, Avuç içi kızarıklığıni taklit edebilir. Atopik diatezli hastalar,kontrol grubuna göre  avuç içi kızarıklığına daha yatkındır. Sigara içmek, ve kronik cıva zehirlemesi,avuç içi kızarıklığınin çevresel nedenleridir.

      Primer avuçiçi kızarıklığı için tedavi endikasyonu yoktur. Eğer ilaçlar, avuçiçi kızarıklığının nedeniyse, sorumlu ilaç  mümkünse kesilmelidir. Avuçiçi kızarıklığının  teşhisi, hastalığın temelini oluşturan nedenin tedavisi ile izlenmelidir.

      Avuçiçi kızarıklığının pek çok etiyolojisinin ışığında, bu makale, güncel bilgileri  gözden geçirmekte, ve bu bulgulara sahip hastalarda  avuçiçi kızarıklığının nedenini saptamakta  klinisyene  rehber olması  için bir çerçeve  sağlamaktadır. American Journal of Clinical Dermatology, Volume 8, Number 6, 2007 , pp. 347-356(10)

       

    • Rozasea da Fotodinamik tedavi

      Fotodinamik terapi ile tedavi edilmiş 17 rosesea hastası (28-76 yaşlarında) araştırma amacı ile tekrar gözden geçirilmiştir. Tedavi 1-4 kez uygulanmış ve sonuçlar 1-2 ay sonra değerlendirilmiştir. 10 hastada iyi sonuçlar sırası ile 3-4 hastada vasat yada kötü sonuçlar görülmüştür. Hastaların çoğu rosasea tedavisini durdurmuş veya 3 ay ila 2yıl boyunca azaltmıştır. November 28, 2007 (Bryld, l.E. and Jemec, G.B.E. JEADV 2007, 21(9): 1199-1202).

    • Siyah çay jeli ve UV ye karşı koruma potansiyelinin değerlendirilmesi.


      Bu çalışmada, siyah çayın su ve alkol özütü elde edilerek Siyah çayın in vitro ortamda UV absorbsiyon potansiyeli değerlendirilmiştir. Her iki özütün UV absorbsiyon aynı patern ve dalga boyu gösterdiği bulunmuştur. Sudaki özütü ağırlığa oranla alkoldeki özüte göre daha yüksek absorbsiyon göstermiştir. yapılan çalışmalarda siyah çay jeli uygulanan kişilerde UV sonrası eritem oluşmamıştır. Bu nedenle, siyah çay jeli deriyi UV (200–400 nm) radyasyona karşı koruduğu kabul edilebilir. Siyah çay jeli herhangi bir toksik etkisi olmadan büyükmiktarlarda deri yüzeyine uygulanabilir.
       International Journal of Cosmetic Science, Volume 29 Issue 6 Page 437-442, December 2007

      Murat Turkoglu, Faculty of Pharmacy, Marmara University,

       

    • Hipertrofik ve Keloid Skarların Tedavi ve Takibinde Silikon Elastomer Örtünün Biolojik Etkisini, Klinik Etkinliği ve Güvenliğini  Gözden Geçirme, 

       

      Geçen 30 yıl içinde silikon örtü ürünlerinin kullanımını kolaylaştırmak için dayanıklılığı ve yapışkanlığını arttırmak için çalışılmıştır. Hipertrofik ve keloid skarlar için , intralezyonel kortikosteroid  injeksiyonu, radyasyon, lazer tedavisi, cerrahi olarak çıkarma , kriyoterapi, ve basınç tedavisi gibi diğer tedavi seçenekleri ciddi yan etkilere neden olabilir bu nedenle doktorun veya sağlık görevlisinin yardımına ihtiyaç duyar. Silikon elastomer örtü ise reçetesiz olarak alınabilir ,daha güvenli ve doğru kullanım için doktor kontrollerine çok az ihtiyaç duyar.

      Silikon elastomer örtünün etki mekanizması tam olarak açıklanmamış olsa da, hipertrofik ve keloid skarın önlenmesi ve tedavisinde etkili olduğu görülmektedir ve çok az ciddi yan etki riski ile  kullanılabilir. Hipertrofik ve keloid skarın önlenmesi ve tedavisinde Silikon elastomer örtü ürünlerinin etkinliği hakkkındaki bilgiler daha büyük kontrollü klinik çalışmaların gerçekleştirilmesi ile ilave kanıtlar sağlayabilir. Silikon elastomer örtü skar takibinde  çok yönlü yaklaşımın bir parçası olarak kullanılabilir ve diğer tedavilerle kombine edilebilir. Klinisyenler Silikon elastomer örtünün 2-3 ay boyunca skar dokusu ile günde 12-24 saat temasta kalmasını sadece rutin hijyen için çıkarılması  önermektedir. Kaşıntı döküntü maserasyon  ve koku gibi yan etkiler için tedaviye geçici olarak ara verilerek skarın ve örtünün düzenli olarak yıkanması gerekebilir Dermatologic Surgery Volume 33 Issue 11 Page 1291-1303, November 2007

    • Akne vulgaris: Beslenme ile ilgili faktörler  psikolojik sekelleri etkileyebilir.

       

      Akne vulgaris sıkıntı veren ve belirgin psikolojik sorunlara sebep olabilen bir deri rahatsızlığıdır. Aknesi olan hastalar daha sinirlidir, depresyon, anksiyete, intihara eğilim riskleri artmıştır. aknenin patofizyolojisini etkilediği düşünülen belirli yiyeceklerin insan bilincini, davranışlarını ve duygularını etkileyen önemli aracı maddeler olduğu saptanmıştır. Depresyon  öfke ve anksiyeteye etki gösteren çinko, folik asit, selenyum, krom ve ω-3 yağ asitleri bu besin faktörlerine örnektir. Bunun gibi bazı besinsel faktörler, sistemik oksidatif stres ve değişmiş bir barsak mikroflorası ile birlikte akne vulgarise dahil olmuştur. Bizim iddamıza göre antioksidatif savunma sistemini zayıflatan ve barsak florasını değiştiren belirli besinsel faktörler, akne vulgarisde psikolojik sekel kalma riskini arttırmaktadır. Medical Hypotheses Volume 69, Issue 5, 2007, Pages 1080-1084

       

    • Alopecia Areata'da Pulse Kortikosteroid Tedavisi : 139 Hasta Çalışması

         Son raporlarda bir yıllık hikayesi olan fakat alopesi areata totalis , üniversalis veya inatçı olmayan alopesi areatanın pulse kortikosteroid ile tedavisinin etkinliği gösterilmiştir. Çalışmanın amacı Alopesi areata hastalarına uygulanan pulse kortikosteroid tedavisinin etkinlik ve güvenliğinin değerlendirilmesidir 15 yaşından büyük şiddetli toplam 139 AA hastası bu çalışmaya dahil edilmiştir. Bu hastaların % 89.9 unda (125 hasta) hastalığın başlangıcından bir seneden fazla bir süre geçmiştir.
      Hastaların %72.7sinde baş bölgesinde saç kaybı %50 den fazlaydı. 6 aylık veya daha kısa hikayesi olan hastaların %59.4 ü iyi cevap verirken (%75 den fazlasında alopesik bölgelerden tekrar saç çıktı) 6 aydan uzun hikayesi olanlarda ancak %15.8 ünde iyi cevap görüldü. Daha kısa hikayesi olan ve daha az şiddetli hastalarda (%50 saç kaybı) cevap oranı %88.0, fakat %100 saç kaybı olanlarda yanlızca %21.4 olarak bulundu. Ciddi bir yan etki gözlenmedi.
      Takeshi Nakajima, Shigeki Inui, Satoshi Itami Rejeneratif Dermatoloji Departmanı , Graduate School of Medicine, Osaka University, Osaka, Japan  Dermatology 2007;215:320-324 (DOI: 10.1159/000107626)

    • Alopesi areata veya vitiligolu hastalarda stressin etkisi

      Vaka kontrol çalışmasında alopesia areata veya vitiligo hastalığının başlamasından önceki dönemdeki stresin etkisi araştırılmıştır. Kırkbeş alopesi areata ve 32 vitiligo (heriki grupta da ortalama yaş 30 ) hastası ile çalışılmıştır. Kontrol grubunda ki hastaların stress ile ilişkisiz bir cilt hastalığı vardı. Değerlendirme öncesi yıl boyunca olan stresli olayların puanlamasında "Holmes ve Rahe sosyal düzenleme skalası" kullanıldı. Olaylar aile, kişisel ve iş yada parasal olarak geniş biçimde sınıfladırıldı.
      %65 den fazla
      alopesia areata ve vitiligo vakasında stresli olaylara rastlanırken bu oran kontrol grubunda %22 olarak belirlendi. Aile problemleri alopesi areata hastalarında özellikle kadınlarda en sık stres sebebi olarak görüldü (%45.6). Kişisel problemler alopesi areata hastalarında %35.7 olarak bildirildi. Vitiligo hastalarında, kişisel problemler en sık stress sebebi olarak belirlendi.(%47), iş ve finansal problemler %31 olarak saptandı. Stress alopesi areata ve vitiligonun gelişmesinde önemli bir rol oynuyor gibi görünmektedir
      . (5 Ekim 2007) Manolache, L. and Benea, V. JEADV 2007, 21(7): 921-928.

    • Laser Epilasyon Mekanizması : Kalıcı Fotoepilasyon Vitiligo veya Yara iyileşme bozukluğuna neden olacak mı?  Dermatologic Surgery , 08/31/07

      Günümüz lazer epilasyon yöntemi ile uzun dönem fakat kalıcı olmayan (geri dönüşümüsüz) kıl kaybı sağlanabilmektedir. Bu gözden geçirme  günümüz lazer epilasyon teknolojisinin mekanizmasını açıklamakta muhtemel yan etkilerini keşfetmemiz sağlamaktadır.

      Kıl gövdesi günümüz lazer epilasyon işleminin temelindeki mekanizmada ısıyı ileten  önemli bir anahtar rol oynamaktadır. Kıl büyüme siklusunun kalıtsal özellikleri ve foliküler kök hücrelerin anatomik özellikleri ikisi de kıl kökünde toplanmıştır. Kıl gövdesinin kritik rolü ve onun tamamen günümüz teknolojisi ile yok edilememesi  günümüz lazer epilasyonunun kalıcı olmamasından sorumlu gözükmektedir. Gelecekte yapılacak kalıcı  fotoepilasyonlar vitiligo ve vitiligo benzeri değişikliklere sebep olabilir. Lazer yapılmış bölgelerde yara iyileşmesindeki bozukluk daha az muhtemel bir sonuç olacaktır.

      Günümüzdeki lazer epilasyon protokolleri güvenlidir, çünkü kalıcı değildir ve uzun dönem tedavi sağlamaktadırlar. Kalıcı lazer epilasyonun yan etkileri gelecekte bir problem olarak ortaya çıkabilir gibi görünmektedir. 

    • Güneş Koruyucularda Yeni FDA standartları

      Günümüzdeki güneş koruyucular yanlızca UVB den ne kadar koruduğunu göstermektedir.  Bu  bildiğimiz “sun protection factor” veya SPF sistemidir
      Yeni kurallara göre başka bir dereceleme sistemi SPF yanısıra UVA korumasını gösteren  yıldızlarla yapılacaktır.  Bir yıldız düşük koruma, iki yıldız orta düzey koruma, üç yıldız yüksek koruma ve dört yıldız ise en üst düzey korumayı gösterecektir. Eğer UVA koruması yoksa (piyasada çok miktarda böyle ürün var)  SPF koruma oranı yanında UVA koruması yoktur yazısı olacaktır. Üreticiler iki test uygulayarak UVA korumasını saptayacaklardır. İlk test koruyucunun UVA yı durdurma oranı diğeri ise, bronzlaşmayı önleyici etkisi ve UVB için yapılan SPF ye benzer bir test olacaktır..
      FDA ayrıca “güneş koruma faktörü” terimini “ güneşyanığından koruma faktörü” olarak değiştirecektir,

      Koruyucuların uyarı bölümünde: "Güneş altında UV ye maruz kalmak deri kanseri riskini erken cilt yaşlanmasını ve diğer cilt zararlarını arttırır.  Güneşte az kalarak koruyucu giysiler giyerek ve güneş koruyucular kullanarak maruz kalınan UV dozunu azaltmak önemlidir. yazacaktir 

    • Eritema Nodosum  (Seminars in Cutaneous Medicine and Surgery Volume 26, Issue 2, June 2007, P: 114-125)

      Eritema nodosum  pannikulitin en sık görülen klinikopatolojik varyantıdır. Bu deri reaksiyonu enfeksiyonlar, sarkoidozis, romatolojik hastalıklar, inflamatuar barsak hastalıkları, ilaçlar, otoimmun bozukluklar, gebelik, ve malign hastalıklar gibi birçok hastalığa eşlik edebilir. Eritema nodosum tipik olarak ani başlangıçlı simetrik gergin eritemli sıcak noduller şeklinde ortaya çıkar ve  genellikle alt ekstremitelerde plak şeklinde kabarıklar oluşturur. Sıklıkla lezyon çift taraflıdır. Başlangıçta, nodul  parlak kırmızı renktedir, fakat birkaç gün içinde mor renk almaya başlar, sonunda sarı veya yeşilimsi rengi ile derin bir çürük görünümü alır. Ülserasyon hiç görülmez ve nodul iz bırakmadan iyileşir. Histopatolojik olarak, eritema nodosum vaskulitsiz septal pannikulitin basmakalıp örneğidir. Derialtı yağ bölmeleri daima kalınlaşır ve farklı olarak inflamatuar hücre işgali yağ lobülleri arasındaki periseptal bölgelere kadar uzanmıştır. Septalardaki inflamatuar yapı lezyonun yaşına göre değişir. Ödem, hemoraji, ve septal kalınlaşmadan sorumlu olan nötrofiller gibi erken lezyonlar yanında fibrozis, periseptal granulasyon dokusu, lenfositler, ve çok çekirdekli dev hücreler eritema nodosumun geç dönemin ana  bulgularıdır. Eritema nodosumun histopatolojik işareti küçük, iyi sınırlanmış, ışınsal olarak dizilmiş küçük histiositlerin merkezi yarık çevresinde farklı şekillerde nodular kümelenmeleri olan Miescher’s radial granulomaların bulunmasıdır. Eritema nodosum tedavisi altta yatan neden saptanmışsa buna yönelik olmalıdır. Genellikle,  eritema nodosum nodülleri birkaç hafta içinde kendiliğinden geriler ve yatak istirahati genellikle yeterli tedavidir. Aspirin, oksifenbutazon gibi nonsteroidal anti inflamatuar ilaçlar, indometasin veya naproksen, ve potasyum iodid ağrı kesici etkiyi arttırıp ve lezyonun gerilemesini sağlayabilir. Sistemik kortikosteroidler nadiren eritema nodosumda kullanılır. Bu tür ilaçlar kullanılmadan önce altta yatan bir enfeksiyon olmadığına emin olunmalıdır.

    • Akne Vulgarisde Fotodinamik Tedavi

      (Acta Dermato-Venereologica, Volume 87, Issue 4, July 2007 Pages: 325-329)

      Akne vulgaris klasik tedavilere her zaman cevap vermez. Fotodinamik tedavi (FDT) bir tedavi seçeneği olarak önerilmiştir. Bu çalışmanın amacı etkili FDT akne tedavisi için optimal ışık dozunu saptamak ve FDT nin sebum salgısını ve Propionibacterium acnes bakterisinin sayısını azaltıp azaltmayacağını keşfetmektir. Hafifden ağır formlara kadar onbeş hasta (16–44 yaş aralığında, ortalama yaşı 25 olan 9 erkek, 6 kadın) kör olmayan açık bir çalışmaya alınmıştır. FDT den üç saat önce iki dairesel bölgeye Aminolevulinik asid krem (%20  Unguentum Merck) uygulanmıştır. Waldman PDT 1200 lambasından çalışma bölgesine kırmızı ışık (635 nm) verilmiştir.  Yüzünde aknesi olan on hastanın sağ yanak üzerine 50j/cm2  sol yanak üzerine  30 J/cm2  düşük ışık dozu uygulanmıştır.  Sırtında aknesi olan beş hasta  50 J/cm2  veya 70 J/cm2 dozlar uygulanmıştır. En az 10 hafta klinik takipleri yapılmıştır. Yüzünde aknesi olan hastalarda, FDT öncesi ve her takip ziyaretinde sebum salgısı belirlenmiştir.  P. Acnes miktarı sebase folikül içeriğini çıkarmak için cyano acrylate polimeri (Japon yapıştırıcı) kullanılarak yüzeyel deri biopsisi ile ölçülmüştür. Yüzünde sivilcesi olan 9 hastadaki düzelme her iki ışık dozu için de aynı idi. Hastaların kendi değerlendirmelerine göret, FDT sonrası 8 düzelme vardır.(p=0.02). Sırtında aknesi olan hastalarda iki doz arasında  fark bulunamamıştır. Hiperpigmentasyon  ve ağrı yüksek ışık dozlarında daha sık görülmekteydi. P. aknes veya sebum salgısında FDT sonrası hiçbir zaman belirgin bir azalma  bulunmamıştır. FDT nin akne tedavisinde alternatif bir seçenek olacağı sonucuna varılmıştır. En az yan etki için mümkün olan en düşük doz kullanılmalıdır. P.acnes eredikasyonu ve sebum sekresyununun baskılanması dışındaki, FDT nin diğer mekanizmaları değerlendirilmelidir.

       

    • Diyet destekleri ile deriniz kalıcı olarak maviye dönebilir mi?

       http://www.health.harvard.edu/health

      Kolloidal gümüş soğuk algınlığında , dekonjestan  ve mikrop öldürücü yani herşeye iyi gelen bir ilaç olarak satılmaktadır . Diyet destekleyicisi olarak kullanmanın bir anlamı varmı? Kısaca hayır diyebiliriz, ayrıca bazı ciddi ve garip yan etkileri de olabileceği  bildirilmiştir.( Agustos 2007  Harvard Health ).
      Klasik  tıpta gümüş birçok amaçla kullanılabilir. Gümüş sulfadiazin ciddi yanıklarda. Kumaşa emdirilmiş olarak deri enfeksiyonlarının pansumanında. Ve gümüş nitrat bazen siğil ve nasır tedavisinde kullanılmaktadır.
      Fakat ağızdan Kolloidal gümüş kullanmanın herhangi bir faydası olacağına dair kanıt yoktur. Gümüşe bağlı beyin ve sinir zararı  nadir görülür, ancak  kolloidal gümüş, böbrek zararı mide gerginliği ve başağrısı yapabilir.
      Gümüşe bağlı en sık görülen problem  argyria dır. Deri  vücutta biriken gümüş granulleri nedeni ile mavimsi gri renge döner . Konjunktiva  ve iç organlar da etkilenmiş olabilir. Bir keze gümüş depolandığında, onu uzaklaştırmanın yolu yoktur bu nedenle renk değişikliği kalıcı olabilir.
      Şu anda marketlerdeki kolloidal gümüş ürünleri derinizi maviye çevirir mi? Harvard Health yazısında, önerilen oranlarda ve kısa süre kullandıysanız, muhtemelen hayır. Fakat bazı kişiler abartıllı kullanmaktadır. Örneğin, 59 yaşında bir adam siyanotik göründüğü için acile gönderildi. –Mavimsi gri renk kişinin oksijen sıkıntısını gösteren bir belirtidir.  Soğuk aldığını hissettiğinden beri  ev yapımı  Kolloidal gümüş  kullandığı ortaya çıktı.

       

    • Psoriasis Hastalarında Kalp Hastalığı

      Department of Dermatology, Mayo Clinic, Rochester  12 Nisan 2007.

      Psoriasis geleneksel olarak sebebi bilinmeyen inflamatuar bir deri hastalığı olarak görülür. Psoriasisin immunopatolojisi ve gentiğindeki son gelişmeler psoriasis hakkındaki bilgilerimizi arttırmıştır. Psoriasis diğer inflamatuar immun hastalıklara benzer, sistemik inflamatuar bir bozukluktur. Sistemik lupus eritematosus  veya romatoid artrit gibi diğer immun hastalığı olan kişilerde kalp krizi riskinin arttığı bilinmektedir. Benzer şekilde, psoriasisli hastalarda önceden tanımlanmamış önemli bir mortalite ve morbidite nedeni olarak kalp krizi riski artmış olabilir. Bu gözden geçirme psoriasis hastalarında artmış bir kardiovasküler riskin bulgularını özetlemekte ve bu konudaki bilgi eksikliğinin ana hatlarını belirlemektedir.
       

       

    • Sarı beyaz ve gri kıllarda melanin içeren lipozomların lazer epilasyonda renk maddesi olarak kullanıldığı bir çalışmanın değerlendirilmesi. Annals of Plastic Surgery. 58(5):551-554, May 2007.

       Açık renkli kılların lazer epilasyonu lazeri emen pigment maddesinin azlığı nedeni ile tatmin edici olmayan sonuçlarla,  ciddi bir problem  olmuştur. Bu çalışmada  dışarıdan tekrarlayan lipozomal melanin uygulamaları ile (Lipoxome; Dalton Medicare B.V., Zevenbergschen Hoek, Hollanda) açık renkli kılların diode lazer ile temizlenmesini sağladık.

      Lipozomal melanin kullanan grupta, ortalama tekrar kıl çıkma oranı  3 tedavi siklusu sonrası %83 iken, tedaviden 6 ay sonra, ortalama terminal kıl sayısı tedavi öncesi ile karşılaştırılırsa %14 azalma göstermiştir. 6 ay sonra %10 azalma gösteren kontrol gruba göre belirgin bir fark görülse de (P < 0.05), klinik sonuçlar hayal kırıklığı yaratmıştır.

       Melanin içeren lipozomal sprey in  diode lazer tedavisi ile açık renkli kılların tedavisinde kullanımı kontrol grubuna göre anlamlı bir fark gösterse de.  Klinik olarak  bu kadar az fark yaratan pahallı bir ürünün kullanımı tartışmalıdır.

       

    • Gebe kadında  geniş spektrumlu güneş koruyucuların  kloasma dan koruma gücü değerlendirilmiştir.   Journal of the European Academy of Dermatology & Venereology, Volume 21, Number 6, July 2007 , pp. 738-742(5)

      Kloasma, veya melasma,  gebe kadınların %50 ila %70 ini etkileyen bir pigment hastalığıdır.Gebelik esnasında etkili bir güneş koruyucu krem kullanılıyorsa ve güneşe duyarlılığı arttırıcı uygun olmayan ürüler kullanılmıyorsa kloasma için ayrıca özel bir tedavi gerekli değildir. Bununla birlikte bu dermatozu güneş koruyucuların engellediğine dair çok az çalışma vardır. 200 katılımcıda  12 aylık çalışma boyunca güneş koruyucuların (SPF  50+, UVA-PF 28) etki ve toleransı  değerlendirilmiştir. Tolerans mükemmel olarak bulunmuştur.Çalışmayı tamamlayan 185 hastada,yanlızca beş yeni kloasma vakası görülmüştür.( %2.75), Bu oran  daha önceki çalışmada  gözlemlenen  orandan (%53) daha düşüktür. (aynı araştırmacılar, aynı bölge ve aynı zaman diliminde). Ek olarak, klinik etkinlik katılan gebelerin çoğu ve dermatologlarca konsultasyon sırasında  mükemmel olarak değerlendirilmiştir.Daha önce kloasması olan 12 gebenin 8 inde  klinik olarak düzelme saptanmıştır. Kolorimetrik  ölçümler göstermiştir ki,gebeliklerin sonunda, gebelerin başlangıca göre cildi belirgin olarak açılmış,ve daha az pigmentlidir.   

       

    • Atopik dermatitli çocuklardaki fiziksel büyüme üzerine bir çalışma
      Palit Aparna, Handa Sanjeev, Bhalla Anil Kumar, Kumar Bhushan,  Indian Journal of Dermatology, Venereology and Leprology , 06/11/07

      Atopik dermatit kronik, tekrarlayıcı belirgin derecede sekel bırakabilen bir hastalıktır. Atopik dermatitli çocuklarda büyüme geriliğinin görüldüğü bilinmektedir. Buna rağmen Hindistan kaynaklarında bu hastalık için yeterli bilgi yoktur. Hasta çocukların büyüme hızları kontrol grubundan daha düşüktür. Hastaların ortalama vücut ağırlığı değişimi her iki cinsiyette de kontrol grubuna yakın bir benzerlik göstermiştir. Ortalama boy ve kafa çevresi büyümesi aynı yaştaki kız çocuklarında kontrol grubuna göre belirgin olarak düşük bulundu. Aksine, aynı yaşlardaki erkek çocuklarda, bu değerler kontrol grubu ile karşılaştırılabilir veya daha yüksek bulundu. Kızların göreceli olarak erkeklerden daha şiddetli hastalık geçirdiği ve tüm büyüme parametrelerinde daha düşük değerlere sahip olduğu saptandı.Büyüme geriliği çocuklarda hastalığın daha şiddetli formlarında görülmektedir.. Ağır formlar çocukların linear büyümesini geçici olarak bozmaktadır.

       

    •  Atopik Dermatitli Hastalarda Calcineurin İnhibitörleri ve Topikal Steroidlerin kullanımı sonrası  Lenfoma Riski

      Journal of Investigative Dermatology (2007) 127, 808–816. doi:10.1038/sj.jid.5700622; published online 9 November 2006

      Sistemik olarak savunma sistemini baskılayıcı ajanlar kullanımı organ nakillerinde lenfoma riskini arttıracaktır. PharMetrics  verilerinden  topikal savunma sistemi baskılayıcılar ve lenfoma arasındaki bağlantıyı değerlendirmek için atopik dermatitli bir grupta bir kontrol çalışması gerçekleştirdik. Lenfoma vakalarını tanımladık  ve her vaka için rastgele seçilmiş takip süresi uygun dört kontrol vakası seçildi. Topikal savunma sistemi baskılayıcıları ve lenfomalara arasındaki bağlantıda risk oranını: odd ratio (OR)  saptamak için  “şartlı lojistik regresyon”u  ve  %95 cofidence intervalsı:güven aralığı  (CIs)  kullandık. 293,253 hasta arasında iki yüz doksandört lenfoma vakası görüldü , hastaların 81’i yirmi yaşından küçüktü. Topikal calcineurin inhibitörleri kullanan kişilerde  artmış bir lenfoma riski saptamadık.İlacın faydalı etkisine karşın hastalığın şiddetine etkisinin sonuçlarını çözebilmek zordur. Buna rağmen düzenlenmiş analizde, AD nin şiddeti  artmış lenfoma riski ile ilişkili ana faktördür.

       

    • Akne Vulgarisde Isotretinoin ve Tetrasiklinin in  Klinik ve Mikrobiyolojik Karşılaştırması

      Acta Dermato-Venereologica,Volume 87, Issue 3, May 2007 ,p: 246-254

      Bu çalışmanın amacı oral tetrasiklin artı topikal adapalen ve oral isotretinoin’in orta ve ağır derce akne vulgarisde Propionibacterium acnese klinik ve mikrobiyolojik etkilerinin karşılatırılmasıdır. Orta ve ağır derece inflamasyonlu erkek ve kadın akne hastaları çalışmaya katılmış ve rastgele olarak seçilerek  6 ay oral tetrasiklin hidroklorid + topikal adapalene, ve kontrol grubu da oral isotretinoin ile tedavi edilmiştir. Oral tedavi kesildikten sonra antibitikle tedavi edilen grup 2 ay boyunca topical adapalene kullanmıştır. Klinik ve mikrobiolojik değerlendirme yapılmıştır. Mikrobiyal tanı ve değerlendirme için başlangıçta daha sonra tedavinin 2, 4 ve 6 aylarında  ve tedavi kesildikten 2 ay sonra deri örnekleri  alınmıştır . İsotretinoin ile tedavi edilen hastalar diğer gruba göre belirgi olarak daha uzun remisyon göstermiştir. Dirençli propionibacteria yoğunluğu herhangi bir grupta belirgin bir değişikliğe sebep olmamıştır. Ve  dirençli propionibacteria ile klinik cevap arasında bir bağlantı yoktur. Antibiyotik tedavisi dirençli propionibacteria varlığı ile bağımsız olarak isotretinoin tedavisine iyi bir alternatif olarak bulunmuş olsa da  isotretinoin tedavi sonrası, uzamış remisyon açısından daha başarılıdır.

       

    • Vitamin A Kremi Doğal Yaşlanmaya Bağlı Oluşan Kırışıklıkların Düzelmesine Yardım Eder

      22 May 2007 (Arch Dermatol. 2007;143:606-612)
      Archives of Dermatology. Mayıs sayısına göre deriye vitamin A uygulanması ile doğal yaşlanma sonucu oluşan kırışıklıkların düzeldiği  ve deriyi oluşturan maddelerin üretiminin artmasının sağlandığı görülmektedir. Yazıda yaşlılığa bağlı olan kırışıklıklar ve kahverengi lekelerin öncelikle güneş gören bölgelerde oluştuğu belirtilmektedir. Yazara göre insan derisi yanlız güneşe değil  daha az dramatik olarak  yıllara da maruz kalmaktadır. Topikal retinoidler yaşa bağlı oluşan ince kırışıklıkları düzeltiği belirtilmektedir. Suyu tutan ve kollagen üretimini arttıran glikozaminglikanların  belirgin olarak uyarılması muhtemelen kırışıklıkların düzelmesinin en önemli sebebidir. Daha fazla deri matriksi üretimi ile , retinol-ile tedavi edilen deri  düzelmiş görünümü dışında deri yaralanmalarına  karşı daha dayanıklı olacaktır."

       

    • Şaç kaybı tedavisinde yeni bir gelişim

       17 mayıs 2007

      Pennsylvania Universitesi Tıp fakültesinde   Follica firması tarafından lisanslanan bir teknolojiyle ilk kez normal yetişkin memelilerde tamamen yeni bir kıl folikülü geliştirilmiştir. Scientific journal Nature’un  17 Mayıs tarihli yazısında  deney  tarif edilmektedir.
      Moleküler düzeyde yara iyileşmesi üzerinde çalışılarak , Dr. George Cotsarelis ve arkadaşları derinin etkilenen bölgeye göç eden kök hücreler gibi  daha ilkel veya embriyonik  şekle dönme yeteneği olduğunu keşfetmişlerdir., bu  daha önce yetişkinlerde önemi anlaşılmamış olan  rejeneratif kapasite ile sağlanmıştır
      . Araştırmacılar yeni kıl folikülünün oluşuşumu sırasındaki “embrionik pencere”  boyunca genetik aşamaları manipule ederek yeni saç folikül formasyonunun uzunluğu dahil olmak üzere rejeneratif cevabı kontrol edebiliyorlar

       

    • Ergenlikte  Fizyolojik  Stres, Sebum Üretimi ve

      Akne Vulgaris İle İlgili Bir Çalışma

       

      Acta Dermato-Venereologica Volume 87, Issue 2, March 2007  135-139

      Sebum üretiminin gençlerde görülen aknede büyük bir rol oynadığı düşünülmektedir. Psikolojik stresler; akneyi alevlendirebilir; ancak stress ve artmış sebum üretimine bağlı akne alevlenmesi ile stres arasındaki bağlantı tam olarka bilinmiyor. Bu çalışmanın amacı were to determine:

      Adölesanlarda eğer psikolojik stress artmış sebum üretimi ile bağlantılı ise; ve Eğer stress artmış akne şiddeti ile ilişkili ise, artmış sebum üretimi ile beraber veya bağımsızsa. Singapurda doksan-dört ortaokul öğrencisi (ortalam yaş 14.9 ) bu toplu çalışmada yer almıştır. Yüksek stress durumları boyunca (yıl ortası sınavı öncesi) ve düşük stress durumlarında (yaz tatilinde), değerlendirmeler yapıldı

      Adölesanlarda psikolojik stresslerin sebum üretim miktarını arttırmadığı görülmektedir. Bu çalışma  özellikle erkeklerde stress ve papulopustuler akne şiddeti arasında belirgin bir bağlantı olduğunu göstermektedir. Stressle bağlantılı artmış akne şiddeti sebum miktarı dışındaki faktörlerin bir sonucu olabilir.

       

    • Postherpetik Nevralji  Bulguları

       

      Post herpetik nevralji (PHN) zona hastalığının sık bir komplikasyonudur. Her yıl ABD de bir milyon yetişkinde zona görülür ve artan yaşla, yaklaşık yüzde yirmisinde  post herpetik nevralji ve inatçı ağrı şikayetleri gelişir. Zonanın kendisi sinir köklerinin ağrıya ve genellikle vücudun tek tarafında band şeklinde bir döküntüye neden olan viral bir enfeksiyonudur.
      Zona enfeksiyonu üç bölümde incelenbilir:
      -- Döküntü öncesi faz - erken semptomlar yanma kaşıntı ve genel bir rahatsızlıktır.

      -- Akut döküntü fazı   - deri lezyonları görülür ve şiddetli ağrı olabilir.
      -- Kronik faz  - Ağrı lezyonlar kabuklandıktan sonra 30 gün veya daha fazla devam edebilir.
      Son dönemde Post herpetik nevralji (PHN) otuz gün veya daha fazla sürer. Zonadan daha ağrılıdır ve bazen tolere etmek çok zor olabilir. Bu nedenle zonanın kendisini erken dönemde tedavi etmek çok önemlidir.(döküntü sonrası üç gün içinde) hastalığın süresini kısaltmak bu komplikasyonların riskini ve şiddetini azaltacaktır.Ağrı sinir hasarına bağlıdır. Varicella zoster virusu bu zarardan sorumludur. Sinir lifleri deriden beyine mesaj gönderirler ama sinir lifleri zarar görürse mesaj bozulur. Vücut bu karışık mesajı ağrı olarak algılar. Bununla birlikte birçok kişide PHN ye bağlı ağrı  yavaş yavaş azalır bu bazen aylar alabilir. Çok kötü vakalarda nadiren yıllar da sürebilir. PHN de En önemli faktör zonaya yakalanan kişinin yaşıdır. 55 yaşlarında, %25 oranında  PHN gelişecektir. 60 yaşında bu oran % 50ye 70 yaşında %70 e yükselir. 70 yaşın üzerindeki hastalarda ağrı %48 oranında bir yıldan fazla sürer. Kadınlar beyaz ırkta 4 kez daha duyarlıdır.
      Öldürücü bir durum olmasa da ağrı bazen öylesine şiddetli olabilir ki normal yaşamı aylarca engelleyebilir ve sıklıkla yaşamlarının bu döneminde aile üyelerini veya profesyonel bir yardımcının deteğine ihtiyaç duyarlar. Eğer PHN niz varsa, zarar görmüş sinir lifleriniz karışık ve cildinizden beyine uyarılmış ağrı mesajları gönderilir. Etkilenmiş bölge en hassas dokunuşa bile duyarlı hale gelir. Bazı insanlar yaşamlarının geri kalan döneminde post herpetik nevralji ile yaşamak zorunda olsa da  , çoğunlukla 5 yıl içinde tedricen azalması beklenmektedir.

       

    • Yeni Tedavi Seçeneği Tüm Dünyada Hiperhidrosis (Aşırı Terleme) şikayeti olan milyonlarca kişi için umut vaadediyor. (www.aans.org)


      Tahminen tüm dünya nüfusunun % 3ü yaklaşık 197 milyon insanın aşırı terleme (hiperhidrosis)şikayeti vardır.Bu insanlar çoğunluğuna doğru tanı ve tedavi de uygulanmamıştır. Hiperhidrosis kişinin normalden üç ila dört kez fazla terlediği tıbbı bir durumdur. Bu toplum içinde utanmaya sosyal ve psikolojik problemlere sebep olabilir ve bu sorun ağır vakalarda günlük yaşamı engelleyebilir.

      Hiperhidrosisin tam nedeni bilinmemektedir, fakat araştırmacılar derideki ter bezlerine sinyal gönderen sinirlerin aşırı aktivitesine bağlamaktadır. Bu durumun etkilediği tipik bölgeler: avuçiçleri (palmar hyperhidrosis), koltukaltı(axillary hyperhidrosis), yüz(facial hyperhidrosis),veya ayaklardır (plantar hyperhidrosis). Hiperhidrosis tedavisi etkileyen bölgeye göre değişir, fakat genel olarak uygulanan tedaviler şunlardır:

      Topikal veya oral ilaçlar, iontoforezis, botulinum toksin (Botox) enjeksiyonları, ve bu cerrahi dışı tedaviler etkisiz kaldığında -cerrahi.

      Phoenix deki Barrow Neurological Institute Araştırmacıları  Mayıs 1996 ve Nisan 2005 yılları arasında ardarda gelen ve hiperhidrozis için bilateral sempatektomi uygulanan 300 hastayı analiz ettiler. 129 hastada palmar hyperhidrosis, 11'inde aksiller hiperhidrozis, ve 160 hastada hem aksiller hem de palmar hiperhidrozis mevcuttu. Hastaların ortalama yaşı 27.9 du. Yaklaşık  10.3 ay boyunca klinikte, telefonla veya yazılı olarak takip edilmişlerdir.

      Çalışmada incelenen 300 hastadan şu notlar alınmıştır:

       Palmar ve aksiller hiperhidrozis de %99.3 başarı görülmüştür

      .-- Operasyon sırasında iki hastada ciddi aritmiler ve bir hastada ameliyat sonrası depresyon görülmüştür.

      -- Dokuz hastada operasyon sonrası pnomotoraks görülmüş bunların beşinde tüp takılması gerekmiştir.

      -- Dört hastada plöral yapışıklık riskine karşı göğüs tüpü takılmıştır.

      -- Ağır  kompansatuar hiperhidrozis 16 hastada görülmüştür. En sık yan etkidir.Vücut operasyon yapılan yerlerden terleyemez bunu telafi etmek için diğer bölgelerdeki terlemeyi arttırır.

      -- Yedi hastada Horner sendromu gelişmiştir. Horner's sendromu müdahale sırasında sinirlere zarar verilmesi veya kesilmesi sonucu oluşur. Aynı tarafta yüzdeki terlemede azalma  göz kapaklarında düşme göz bebeklerinde küçülme  görülür. Bazen bu bulgular geçici olabilir haftalar ya da aylar içinde düzelebilir ancak bazen kalıcıdır.-- Altı hastada kostalar (kaburgalar) arasındaki sinirlere zara verilmesi sonucu interkostal nöralji gelişmiştir."Diğer tedaviler etkisiz kaldığında ciddi koltukaltı ve avuçiçi terlemelerinde, torakoskopik sempatektomi  etkili ve düşük-morbiditeli bir tedavidir, Dr. Lekovic

       

    • Çinko Tuzları Verneuil's Hastalığı (hidradenitis Suppurativa) Tedavisinde Etkilidir

       

      Journal of Dermatology de yayınlanan bir pilot çalışmada, verneuılın hastalığında çinko tuzunun etkin tedavi   sağlayabildiğini  gösterdiği bildirilmiştir.Verneuılın hastalığı , yaşamın kaliteside ciddi bir etki gösteren apocrıne ter bezlerini  kapsayan kronik , suppuratıve  bir cilt hastalığıdır. Bu hastalık için hiçbir standart tedavi  yoktur ve  genellikle yazılan ilaçlar ,  zayıf etkilidir. Bundan dolayı çinko tuzu temelinde yeni bir tedavi yaklaşımı ile 22 hasta incelendi  , bunlar Hurley sınıflamasına göre  1 ve 2.seviye hastalardı. Tüm hastaların önceki tedavileri başarısızdı.  Hasta , günlük 90 mg  çinko glukonat( 15 mg  , günde 6 kez ) ile  değerlendirildi.

      Tüm hastalardan kliniksel yanıt alındı , 8 tam düzelme ve 14 kısmi düzelme  gözlendi . Tam düzelme olanlarda tedavi dozu, zamanla  azaltıldı. Hastalığın şiddetine bağlı olarak günde 2-4 kapsüle düşülünce alevlenmeler görüldü ,  Dozaj , tekrar arttırıldığında hasta tekrar düzeldi.Buna bağlı olarak ilacın tedavi edici olmaktan çok baskılayıcı olduğu düşünüldü.Hastaların çoğu tedaviye iyi tolerans gösterdiler .</i> Bu tedavi ,kronik hastalıkta yaşamın kalitesini büyük ölçüde etkilediği için önemlidir. http://www.karger.com

       

    • Gebelik süresince annenin aldığı gıdalarin 2 yaşındaki çocuğuna egzema ve allerjik duyarlılık yönünden etkileri

       

      Stefanie Sausenthaler, Sibylle Koletzko, Beate Schaaf, Irina Lehmann, Michael Borte, Olf Herbarth, Andrea von Berg, H-Erich Wichmann, Joachim Heinrich for the LISA

      Annenin gebelik süresince aldığı  yiyeckler çocukluk alerjisini belirleyen  faktörlerden biri olabilir. Son 4 hafta yenilen yiyecekler  çocuğun iki yaşındaki alerjik duyarlılık ve egzeması arasındaki bağlantı 2641 çocuk üzerinde araştırıldı.

      Anne tarafından son dört haftada yüksek  margarine ve bitkisel yağ alımı  pozitif , balık yenmesi ise çocukta ilk iki yılda egzema oluşumu ile negatif bir bağlantı gösterir. Yüksek kereviz ve turunçgil alımı besin alerjenlerine duyarlılık riskini arttırır. Sırasıyla, solunum alerjenlerine duyarlılık annenin yüksek oranda  kızartma yağı , çiğ tatlı biber  ve turunçgil alımı ile  ilişkilidir.

      Çocukta allerjik hastalık oluşumu, gebelik sırasında allerjik yiyecekler ve n-6 poliaansatüre yağ asitlerinden zengin gıda alımı ile artarken,  n-3  poliaansatüre yağ asitlerinden zengin gıda alımı ile azaldığı düşünülmektedir.

       

    • Dapsone akne tedavisinde etkili

       

    • J Am Acad Dermatol 2007;56:439.e1-e10 Draelos ZD. Carter E. Maloney M.

      %5lik dapsone(Acsone) akne tedavisinde etkili olduğu bulundu.12 yaşından büyük akne vulgarisli 3010 hasta üzerinde yapılan 12 haftalık bir çalışmada, hastaların izlendiği 3 ay boyunca ciddi bir yan etkiye rastlanmadığı bildirildi. Dapsone özellikle tıpta lepra , pnömosistik pnömoni  idiopatik trombositik pupura, toxoplazmozis  tedavisinde tablet şeklinde kullanılan eski bir ilaçtır.

       

    • Psoriasis hastalarının,  Diabet Ve Ciddi Kardiovasküler Hastalıklara yatkınlığı

      American Academy of Dermatology  23 Apr 2007

      Yaptığımız çalışmalarda psoriasis, ile diabet ve aterosklerosis arasında bir bağlantının ortaya çıktığını vurgulamak önemlidir. Biz bu bağlantının neden olduğunu  veya belli yaş gruplarında  ve kadında her iki durumun neden daha fazla risk içerdiğini saptamadık," diye ekliyor Dr. David. "Bizim bulgularımızla diabetes veya aterosklerosis gelişimine yatkın hastalarda psoriasis tedavisi  veya ağır psoriasis hastaları arasındaki  daha yüksek obesite  ve sigara içme sıklığı ile ilgili bağlantıyı açıklayan önceki raporlar  hakkında yeni sorular ortaya çıkmaktadır. Sebebe bakmaksızın, bu bağlantının halk sağlığı konusunda büyük bir önemi mevcuttur.ve psoriasisli tüm hastaların tedavisini de etkileyecektir."

       

    • Glukokortikoidler cilt reaksiyonunu durdurmak için nasıl çalışır?

       

      Dermatology News 21 Apr 2007 Gunther Schutz German Cancer Research Institute, Heidelberg, Germany.
      Metaller veya zehirli sarmaşık gibi cildine temas eden bazı şeylere allerjik olan  kişiler  (bu durum kontakt dermatit olarak bilinir), ağızdan alınan veya cilde krem olarak uygulanan glukokortikoidlerle tedavi edilir. Allerjik maddeye olan  inflamatuar cevabın bastırılmasında  glukokortikoidler işe yaramaktadır, fakat  kontakt dermatitde bunu  tam olarak hangi hücrelerle ve nasıl yaptığı belirlenmemiştir.
      Yapılan çalışmalarda Glukokortikoidler makrofajlar ve nötrofiller gibi immun hücrelerdeki glukokortikoid  reseptörlerine bağlanarak . IL-1-beta, MIP-2, MCP-1, ve IP-10 gibi faktörlerin salınmasını engeller. Bu maddelerin  dışarıdan verilmesi kontakt dermatitdeki glukokortikoid etkisini yok eder Bu nedenle uzmanlar bu maddelerin makrofaj ve nötrofillerden salınımın önlenmesine odaklanmanın  daha spesifik bir tedavi sağlayacağını  ve glukokortikoidlerin yan etkilerine maruz kalmaktan kurtulunacağını belirtmektedirler.

       

    • Ağız Ülserleri İçin Potansiyel Tedavilerin  Klinik Çalışmalar ile Değerlendirilmesi

      (Arch Dermatol. 2007;143:463-470, 472-476.)  (Arch Dermatol. 2007;143:519-523.)


      Ağız ülserleri en sık ağız içi sağlık problemidir. Toplumun yaklaşık % 20 sinde görülen tekrarlayan  aftoz stomatitlerde  kullanılan  pentoxifylline kısıtlı bir etkiye sahiptir. Oral eroziv liken planus  şiddetli  ve ağrılı ülserlere neden olur. Toplumun %1 ini etkiler aynı oran psoriasis için de geçerlidir.  Bu lezyonlar yemek yerken ağrıya sebep olduğu için ciddi oranda kilo kaybına sebep olabilirler. Ancak çok az tedavi yöntemi mevcuttur.
      Yapılan bir çalışmada (
      Martin H. Thornhill, M.B.B.S., Ph.D., of the University of Sheffield School of Clinical Dentistry, Sheffield, England) pentoksifilin kullanan hastalarda  plaseboya göre daha az ülser gelişmesi ve daha az şikayet görülse de  anlamlı bir fark olmadığı ve halsizlik  başağrısı mide bulantısı taşikardi  gibi yan etkileri  sebebi ile uzmanlar tarafından aftöz stomatit tedavisinde ilk seçenek olarak görülmemektedir.
      Yapılan başka bir çalışmada da  (Thierry Passeron, M.D., and colleagues at the University of Nice, France)oral eroziv liken planuslu hastalara  %1 pimekrolimus kullanılmış  pimekrolimus kullanan hastaların semptomlarında orta dereceli düzelme görülmüş .Çok az yan etkiye rastlanmış.Ancak daha fazla kişide daha çok çalışma yapılması gerektiği uzmanlarca belirtilmektedir.

      Erken dönemde Dermatoloji Uzmanlarınca Melanomanin saptanması , Daha uzun yaşam oranı

      (Arch Dermatol. 2007;143:488-494.)

       

      Archives of Dermatology, Nisan sayısında dermatoloji uzmanlarınca  melanomların uzman olmayanlara göre daha erken safhada farkedildiği  ve hastaların beş yıllık yaşam şanslarının arttığı bildirilmektedir.
      Melanoma Amerika birleşik devletlerinde 52 erkekten birinde ve 77 kadından birinde yaşamlarının bir döneminde görüldüğü tahmin edilmektedir. Eğer tümör daha ince olduğu (1mm kalınlıktan ince) erken safhada uzaklaştırılırsa, hastaların  % 90 tedavi şansı mevcuttur. Bununla birlikte, tümörün yayıldığı metastastik melanomada cerrahi ve kemoterapi uygulansa da beş yıllık yaşam şansı %20 den azdır.

      Michelle L. Pennie, M.D., Emory University School of Medicine, Atlanta, 2020 hastayı incelediler
      Dermatoloji uzmanına gelen hastaların hayatta kalma süreleri daha fazlaydı çünkü tümörün ince olduğu daha erken safhada yakalanabiliyordu. "0.86mm ile 1mm arasındaki fark  klinik safhalarla bağlantılı olmasa da  tümör kalınlığı hasta yaşam süresinin güçlü bir belirleyicisidir”
      "Bu sonuçlarla ,özellikle melanom riski fazla olan daha yaşlı hastaların dermatoloji uzmanlarına başvurma sayısının artması  sağlık politikaları yönünden  melanoma ile ilgili sağlık sonuçlarının iyileşmesini sağlayabilir.
      diye belirtiliyor

       

    • Mutlu Ayaklar: Sağlıklı ayaklar için 10 ipucu

      University of California, Los Angeles (UCLA)

       

      İnsan ayağı bir biomekanik mühendislik harikasıdır. Çoğumuz değerini onu kaybetmeden yada bir sorun olmadan anlamayız. Sıradan bir insan yaşamı boyunca dünyayı iki kez dolaşacak kadar yürür Bu ayaklarının üzerinde uzun bir süredir.

      Podiatri uzmanları komplikasyonlar olmadan sağlıklı bir şekilde kalmak için  bazı ipuçları veriyorlar
       

      1. Ayaklarınızı düzenli olarak renk  ve görüntü  değişikliği yönünden kontrol edin.

      2. Ayak hijyenine dikkat edin, parmak aralarını yıkayın ve kurutun.

      3. Cildi nemlendirim. Sıcak hava ve açık ayakkabılar derinin hızlı nem kaybetmesine ve çatlamalara neden olur. Normal yağlı kremler işinizi görür.

      4. Ayakkabılar size uygun ölçüde olmalıdır. Farklı üreticilerin size uygun olan numaraları farklı olabilir. Ayakkabıları ayakların en büyük olduğu günün geç saatlerinde alın. Daima en rahat olduğunuz ayakkabıyı alın.

      5. Ayak ağrısını önemseyin. Belli bir süre içinde geçmeyen yada artan şikayetler bir doktor tarafından değerlendirilmelidir.

      6. Ayak tırnaklarını düz olarak kesin. Köşeleri kesmeyin bu şekilde tırnak içeriye doğru büyüyebilir. Tırnak törpüsü ile keskin ve pürüzlü kısımları kibarca temizleyin.

      7. Egzersiz. Yürüyüş kiloları kontrol altında tutmak ve ayakların sağlığı için  harika bir yöntemdir. Egzersiz sırasında spor ayakkabıların uygun olduğuna emin olun.

      8. Ayakkabılarınızı hergün değiştirin. Ayaklardaki ter bezleri nedeni ile ayakkabılarınız  teri emecektir. Bu nedenle onların tamamen kurumasına izin vermek önemlidir.

       9. Ayaklarınızı enfeksiyonlar ve travmadan korumak için çıplak ayak yürümekten kaçının.

      10.
      Sandalet gibi açık ayakkabılar giydiğinizde güneş koruyucularla ayaklarınızı yanıklara karşı koruyun.

       

    • Behçet Hastasında oksidatif stres: Şiddeti ve klinik bulguları ile bağlantısı  

      Journal of Dermatology, Volume 34, Number 5, May 2007, pp. 308-314(7)

       

      Bu çalışma behçet hastalığı ve hastalığın klinik belirtileri ile  bazı oksidatif stress parametreleri ve bunun yanısıra  hastalığın ağırlığı ile arasındaki muhtemel ilişkiyi ortaya çıkarmak için yapılmıştır. Hastalarda ve kontrol grubunda Serum malondialdehid, glutatyon, seruloplazmin, bakır ve çinko seviyeleri belirlendi.

      Behcet  hastalarında   malondialdehid  ve bakır artarken glutatyon ve çinko seviyeleri düşmüştür. Orta ve hafif düzey hastalara göre ağır Behçet hastalarında serum çinko seviyeleri  daha düşük bulunmuştur. Serum malondialdehid seviyeleri ile oral ülserlerin sıklığı şiddeti ve süresi arasında pozitif bir bağlantı bulunmuştur. Glutatyon seviyeleri ise klinik belirti indeksi ve tüm oral ülser parametreleri ile ters bir bağlantı göstermektedir. Çinko seviyeleri klinik belirti indeksi  ve paterji testi pozitifliği ile ters bir bağlantı göstermektedir. Bakır seviyeleri  oral ülser sayısı ile pozitif bağlantı göstermektedir. Oksidatif stres  parametreleri  hastalığın şiddeti ile bir bağlantı göstermese de  hastalığın belirtileri ile bir bağlantı görülmektedir. Bu da oksidatif stresin Behçet hastalarındaki önemini ortaya koymaktadır.

       

    • Melazma’nın vasküler özellikleri

        

      Department of Dermatology, Ajou Univ. School of Medicine, 5 Wonchon-Dong, Yeongtong-Gu, Suwon 443-721, South Korea ,24 Jan 2007

      Yapılan bu çalışmada melasmada  en önemli bulgunun artmış vaskularite olduğu bildirilmektedir. Melazma’da “vascular endothelial growth faktör”ün   bunun en önemli sebebi olabileceği bildirilmiştir.

       

    • Epinephrinin  periorbital kırışıklıklarda botulinum toxin tedavisine etkisi ile ilgili pilot bir çalışma

      Dermatologic Surgery, Volume 33, Number 4, April 2007, pp. 461-468(8)

       

      Hiperaktif kasların botulinum toxin type A enjeksiyonu ile gevşetilmesi  birleşik devlelerde  en sık olarak uygulanan kozmetik işlemdir.

      Yapılan çalışmalar göz çevresi  kırışıklıkların botulium toxin ile tedavisinde epinefrin eklenmesinin  etkinin ortaya çıkma hızını ve kısa dönem etkinliğini arttırabileceğini ortaya koymuştur.

       

    • Düzenleyici T hücreleri   Pemphigus Vulgaris’de ciddi oranda azalmıştır.   

      (09 Nisan 2007)

      Bu, "Dermatology"dergisinde yayınlanmış ciddi oranda T hücre azalmasının otoimmun veziküllü bir hastalık olan pemphigus vulgaris,  patogenezinde rol aldığını gösteren yeni bir çalışmadır

       

      T hücre oranları Pemfigus Vulgaris hastalarında kontrol grubuna göre yaklaşık 10 kat daha azdır., Bu gözlem daha sonra  Pemfigus Vulgaris hastalarındaki T hücrelerinde  hem kısalmış gen hem de  CD4+CD25+ deki Foxp3 protein yapımında onaylanmıştır. Bununla birlikte, Pemfigus Vulgaris patogenezinde T hücrelerin rolünü açığa çıkarmak için ek çalışmalar gereklidir  

       

    • Cinsiyet ve cilt kanseri

    http://medicalcenter.osu.edu/ 02 Apr 2007

          Ohio State University Medical Center. Araştırmacıları erkeklerde  belirli tip cilt kanserlerinin kadınlara göre üç kat daha fazla görülme nedeninin daha fazla güneş ışına maruz kalamak yerine  doğuştan gelen cinsiyet farklılığı  olabileceğini söylüyorlar.
    Squamous hücreli kanser Amerika birleşik devletlerinde  yılda 200.000 yeni vaka ile  ikinci en sık cilt kanseri nedenidir,  Melanomadan daha fazla olmasına karşın  onun kadar endişe verici değildir. Halen, özellikle tarnsplantasyon yapılan veya HIV pozitif olan  immun sistemi baskılanmış bazı hastalarda ölümcül olabilmektedir,
    Birçok çalışma squamous hücreli cilt kanseri riskinin kişinin güneşte kalış miktarı ile arttığını göstermiştir. Erkekler dışarıda daha fazla zaman geçiriyorlar ve kadınlardan daha az güneş koruyucu kullanıyorlardı bu nedenle yıllardır, araştırmacılar yaşam biçimindeki farklılığın cinsiyetler arsındaki SCC sıklığındaki farkı yarattığını kabul etmişlerdi . Bu doğru olabilirken, Ohio eyaletindeki bilim adamları  daha da önemli bir faktörün  ciltte doğal olarak bulunan antioksidanların miktarının cinsiyete bağlı farklılığa sebep olabileceğini gösterdiler.

    • Psoriasis de FDA onayı

      Adalimumab’ın plak tipi Psoriasis tedavisinde kullanımını onaylandı. Bu ilaç romatoid artrit, psoriatik artrit ve anklozan spondilitde kullanımı avrupa ve amerikada onaylanmış  tek insan monoklonal antikorudur. Fazla salgılandığında bir çok immun hastalığında önemli rol oynayan Tumor necrosis factor alpha (TNF-α)’i bloke ederek etkisini gösterir.

       

    • İnternetten ilaç satın almak

      FDA internetten roaccuttane alımı ve kullanılmasının yaratacağı tehlikeleri anlatmak için  özel bir web sayfası açtı   

      www.fda.gov/buyonline/accutane

       

    • Estetik Dolgu maddelerinin komplikasyon ve yan etkileri

       Seminars in Cutaneous Medicine and Surgery Volume 26, Issue 1 , March 2007, Pages 34-39

      Yüz gençleştirme işlemleri içersinde dolgu, önemli bir yer tutmaktadır. Uygun teknikle uygun hastada uygulandığında, kullanılan maddeler yüz yaşlanmasını dramatik olarak geri çevirir. Bununla birlikte,uygulanan her maddenin sınırlarını ve uygulama derinliğini bilmek   çok önemlidir. Sık  kompşlkasyonlar, morarma, asimetri ve yüzeyel kabarıklıklardır. Sonradan oluşabilen granulomlar daha çok yarı geçirgen dolgu maddelerinde görülür. Gözlem, yardımcı dolgu maddeleri, steroid injeksiyonları, ve cerrahi müdahale bu yan etkileri düzeltmek için yapılan alışılmış müdahalelerdir.

       

    • Pemphigus vulgarisde, kulak burun boğaz bulguları

      British Journal of Dermatology, Volume 156, Number 4, April 2007, pp. 733-737(5)

      Pemphigus vulgaris hastalığı mukozal yada mukokutanöz formlarada görülebilen bir hastalıktır. Kulak ,burun ve boğaz tutulumu sıklığı net olarak tanımlanmamıştır. Yanlızca birkaç vaka rapor edilmiştir. KBB endoskopisi sayesinde  basit bir muayene ile daha geniş mukoza bölgelerinde inceleme yapmamızı sağlanacaktır. Biz rutin olarak PV hastalarına bu muayenenin uygulanmasını öneriyoruz. Bu, bizim hastalığın durumu hakkında çok daha detaylı bilgi sahibi olmamızı sağlayacak, hastaya daha doğru teşhis konulabilecek,daha iyi ilaç ve doz seçimi yapılabilecek ve sonuçta tedaviye daha iyi yanıt alabileceğiz.

       

    • Fumarik asit esterlerinin ağır psoriasislerde kullanımı